Zefir (2011): Mantar Zehirli Olduğu için Kötü Değildir


Aylin Solakoğlu
05 Mayıs 2011

Film bitti… İstiklal’de yürümeye başlamıştım, içimde kocaman bir yalnızlık duygusu oluşmuştu… Öyle sıradan ve aniden beliren bir yalnızlık duygusu değildi bu, yaklaşık 60dk önce başlamıştı ve film ilmek ilmek işlemişti bu duyguyu içime, öyle ki bazı filmlerin aniden yarattığı bir duygu patlaması gibi değildi Zefir’in yaptığı.

Zefir, yavaş yavaş fark ettirmeden yalnızlık duygusunu, hayatın başlangıcını ve sonunu, ailenin nerede başlayıp nerede bittiğini ve hatta masum olmanın akıllarda yer etmiş şeklini bozmuştu.

Aklımda,  filmde yeliz tarafından söylenen yalan parçası eşliğinde, bir süre film hakkında düşünmeyi bırakıp, yaşattığı duyguları hissetmeye bıraktım kendimi. Sonuçta insanın duygularını etkileyen, aklıyla yarışan az film geliyor vizyona. Belma Baş’in ilk uzun metrajlı filmi işte bu ayakkabının içine taş kaçıran filmlerdendi.

Filmin başı ile sonu arasında belki de çok büyük bir fark yok, rüya ile başlayan ve rüya gibi biten bir film. Rüya derken bu tür bir rüyanın pek çokları için kabus olarak nitelendirileceği kesin. Eğer siz de Belma Baş’ın kısa filmi Poyraz’ı izlemişseniz, filmde göreceklerinize daha hazır hissedersiniz kendinizi. İzlemediyseniz, filmin belki de ilk yarısı, sizin için doğayla bir bütünleşme, Zefir’in büyüme dönemini gözlemleme, yaşadığı çevreyi tanımasıyla, size tanıtması olarak geçecektir.

Filmi izlemiş bir sinema duayenimiz, ertesi gün derste, Zefir için şu tanımı kullanmıştı; – film sıkıntıyı anlatmaya çalışırken, seyirciyi sıkıyor, sıkmamalı ama Zefir bunu yapıyor. O gün filmi izlemediğimden yapılan yoruma karşı çıkamamıştım lakin bugün açık yüreklilikle karşısına çıkıp, aslında onun gibi düşünmediğimi söyledim.

Zefir, sıkıntıyı anlatan bir film olmadığı gibi, seyirciyi sıkmıyordu, ülkemizde minimalist sinemanın üstüne yapışmış bir sıfat gibiydi; sıkıcı olması. Peki Zefir minimalist olarak adlandırılabilecek bir yapıda mıydı ya da Belma Baş minimalist bir yönetmen miydi? Bunu şuan için kendisi ya da filmi için söylenemeyeceğini, hatta kendisini de böyle görmediğini söyleyebiliriz. Onun yaptığı daha çok imgeler üzerinde durmak, daha kısa planlar çekmek. Ayrıca muazzam bir görüntü filmin geneline hakim olsa da  sinematografik olarak halen tam olmamışlık seziliyor, filmi izlerken. Hani bir kareyi alıp çıkarsanız filmden, fotoğraf gibi bir sanatsal karenin ortaya çıkması pek kolay olmaz.

Film, Zefir’in büyüme döneminde, annesini paylaşmak istememe olgusu üzerinden büyüyor, bunu doğada  da örneklerle görüyoruz. Zefir paylaşmak istemedikçe ve doğanın da yardımıyla ölümü anlamaya, sorgulamaya başladıkça, paylaşmak ve ölüm kavramını sanki tek bir noktada buluşturuyor. Ve duygulardan oldukça arınmış, tepkisizliğin neredeyse alışıldık dışavurumları ile anlatılmayan bir duygu yoğunluğu kaplıyor filmin atmosferini. Zefir’in ağlamaması bile en basit olarak seyircinin şaşırdığı bir noktadır. Ya da  Zefir’in annesi olan Ay’ın tavırları, klasik modern toplumda kadının öğretile gelmiş görev kapsamından oldukça uzaktır. Ay, Belma Baş’ın da dediği gibi tam bir karanlık bölge, onun davranışları, alıştığımız anne olgusundan farklı tıpkı Zefir’in alıştığımız çocuk kavramından farklı olması gibi.

Zefir’in ve Ay’ın benzerliği de buradan geliyor, iki karakterde tıpkı doğa gibi başına buyruk ve tıpkı diğer canlılar gibi ait oldukları yaşamı arıyorlar, bu arayışta, insan doğasından gelen bağlılık ikisinin de aslında kötü olmasına sebep değil ama doğalarından gelen zehirli olmalarının sonucu. Tıpkı filmde pek çok karede gördüğümüz mantarlar gibi.

Zefir, Vahide Gördüm dışındaki oyuncuların amatör olmasıyla da belli bir ivme kazanıyor, özellikle anneanne, dede ve Zefir’in Belma Baş’ın akrabaları ve kullandıkları çekim mekanının, kendi evleri olması, filmdeki doğaçlama havayı çok iyi kotarmış. Ayrıca Kazım Koyuncu’nun kardeşi  Niyazi Koyuncu’nun filmde küçük bir rol alıp, sesiyle filme eşlik etmesi, izlerken bile gözümüzün önüne Kazım Koyuncu’yu getirmeye yetti.

Zefir, şu zamanda kadar aldığı ödülleri hak eden, bu sene  benim için yerli yapımlarda izlediğim en iyi üçüncü filmdir. Diğer ikisi; Gölgeler ve Suretler ile Atlıkarınca idi. Umarım Belma Baş bu filmin devamını getirir ve bizler de Ay’ın dünyasına konuk oluruz.

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5