Even The Rain (2010): 5. Palto Film Günleri


Ezgi Küçüktuğsuz
26 Aralık 2011

Soğukluğuyla insanın iç organlarını donduracak kış günlerinin Palto’su sona ererken izlediğim film Even The Rain-Tambien la Iluvia idi. Yönetmen Mataharis ve Te Doy Mis Ojos ile adını duyuran Iciar Bollain.

Gael Garcia Bernal’in oynadığı filmleri neredeyse hep sevdiğimi bir kez daha fark ettim, ancak sebep bu olamaz, zira film bize onu seyrettirmiyor. Zaten başrol o değil. Başrol kimse değil filmde.

Colomb’ un deyim yerindeyse “istila” ettiği topraklarla ilgili bir film çekmek için Bolivya’ya giden ekibin yaşadıkları zorluklar ve değişen bakış açıları üzerinden bir sistem eleştirisi yapıyor gözümüze soka soka.

Film içinde film çekiliyor, bir yandan belgesel bir yandan bir halk direnişi, sömürüye karşı koyuşu, kaotik ortam, vicdan, öz eleştiri, para para para derken dokunaklı olmayı abartmadan insanın yürekten hissedeceği bir iş çıkıyor ortaya. Sömürge hakkında film yaparken fark ediyorlar, uyanıyorlar bir nevi asıl sömürenin kim olduğunu, yüzyıl değişse de düzenin aslında değişmediğini.

Gerçek bir hikayeden esinlenilmiş olması etkileyiciliğini elbette artırıyor, öyle ki insanların uğrunda savaştıkları şey bile yeterince çarpıcı aslında: “yaku” diyorlar onlar, bizse bu kelimeyi artık hiç unutmayacağımızdan eminiz.

Filmi tek kelimeyle özetleyecek olsam sanırım “ölçülü” derdim, dili, çekim açıları, diyalogları ve sair söz edilebilecek üslup içeriği ölçülü geldi bana. Bu tercih edilmiş bir sadelik gibi, olayın kendisinden başka hiçbir şeyi öne çıkarmama çabası olduğunu düşünüyorum ki başarılı da olmuş bu açıdan bakıldığında.

Yağmur suyunu, yağmuru bile biriktirmenin yasaklandığı bu fakir ülkede insanlar can derdindeyken kendi haklı sebepleri -filmleri- uğruna takındıkları tavırları, en merhametli sandıklarımızın bile değişen yüzlerini, kibirlerini görmek ne kadar sevimsiz, ama gerçek bundan hiç farklı değil hepimiz biliyoruz ki.

Birkaç sahneden çok etkilendim, fazla içerik bilgisi vermemek için bahsetmeyeyim ama onların haricinde;

“Günde 2 dolar ancak kazanabilen bir halkın %300’lük zammı kaldıramayacağı açıkça ortada” diye başkana diklenen yönetmene başkanın “2 dolar evet, tam da sizin set işçilerine ve figüranlara verdiğiniz miktar değil mi?” deyişi gibi çarpıcı diyalogları hepimiz sevdik.

Halkın sloganlarından ve kararlı tavrından çok etkilendim, ki bunun kurgu olduğunu düşünmüyorum çünkü Bolivya isyanlarıyla, olaylarıyla meşhur bir ülkeymiş meğer.  Bir diğer takdire şayan güzellik de amatör oyuncu Juan Carlos Aduviri‘nin başarılı performansıydı.

Bunun haricinde dümdüz sıradan bir sonla bitmiş olması belki eksi puan olabilir ama zaten bu yönde çok bir beklentimiz olmadığı için şaşırmadık, öyle çok sürprizler atraksiyonlar peşinde bir film değildi neticede. Ne bir propaganda peşinde gibi durdu ne de bir destan sundu bize, gerçeğine yakın bir hikaye gördük diye düşünüyorum.

Kadın figürünün neredeyse etkisiz, ekipte sadece gözlemci ve belgeselci bir kız olarak yer alması  haricinde sadece “ana”lardan oluşuyor olması ise kadının edilgenliğine de işaret ediyor olabilir, tüm bu savaşların erkeklerin meseleleri yüzünden olduğuna da, bakış açısına bağlı yorumlar tamamen.

Neticede dramatize meselesini baymadan ucuzlaştırmadan güzel kotarmış gerçekçi bir hikaye var önümüzde, sıkmadan sıkılmadan bir solukta izleniyor, yönetmeni de sonraki işleri için takip ettiriyor.

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5