49. Altın Portakal Günlükleri – 2

Gulcin Kaya
Gulcin Kaya
10 Ekim 2012

Derin Düşün-ce

derin düşünce

M. Çağatay Tosun’un ‘Vali’den sonraki uzun metrajı sinemada pek rastlayamadığımız toplumsal problemlerden biri olan ‘ensest’ temasını ele alarak bir nevi cesaret gösterisi yapıyordu. Konu olarak sorunlu bir ailede çocuk olmanın yükünü omuzlayan Derin’in bu kaotik ortamda büyümeye çalışmasını elen film, ensesti ve çocuk istismarını işlerken fazlasıyla cesur davranıyordu. Bu tip filmlerde “gösterme ama hissettir” yöntemini seçmekten ziyade karakterlerini yer yer teşhir objesi olarak sunan film, Derin karakterini canlandıran oyuncuya pek de masumane yaklaşamayıp kurduğu tuzağa kendisi düşerken, çocuk başkarakterin kimi sahnelerinde kamera fazlasıyla cüretkar davranarak bize samimiyetini sorgulatıyordu. Filmin anlattığı bıçak sırtı meselenin mutlaka anlatılması gereken yönleri olduğuna inanmamıza rağmen yönetmenin anlatım metodları kimi soru işaretlerini doğuruyor; teknik olarak tamamen gösterişsiz ve düz bir çizgi üzerinden seyreden film sinemasal olarak da oldukça zayıf sularda yüzüyordu. Bu bakımdan Derin Düşün-ce festivalin en zayıf filmlerinden biri oluyor, film hakkında yapılan “çocuk pornosu” tartışmaları ise sadece galeyana gelmiş bir izleyicinin film üzerine abartılı okumalar yapmasından ileri geliyordu.

Evdeki Yabancılar

evdeki yabancılar

Bol hikayeli topraklarımızda vuku bulan insanlık dramlarından birine odaklanıyor gibi görünmeye çalışan ‘Evdeki Yabancılar’ konu olarak ‘mübadele’ döneminde evini terk etmek zorunda bırakılan bir Rum kadının yıllar sonra geçmişini aramak için Ege’deki evine geri dönmesini işliyor gibiydi. Ancak filmin herhangi bir anında bu acı geçmiş hakkında herhangi bir ize ya da bilgiye rastlayamıyorduk. Genelde evine dönen yaşlı kadın ve artık bu evde yaşayan genç adam arasındaki ev sahipliği kavgasına odaklanan film ne yüklendiği misyonu yerine getirebiliyor ne de herhangi bir mevzuyu derinlemesine işleyebiliyorken, ‘zaman’ kavramı konusuna bağımlı olarak kaçamadığı büyük mantık hataları, parıltısız olarak tanımlanabilecek yan karakterleri ve hikayeleriyle  inandırıcılıktan adım adım uzaklaşıyordu. Tutuk oyunculuk performanslarından da fazlasıyla zedelenen ve 92 dakikalık süresi boyunca sık sık kendini tekrar eden bir senaryoya sahip olan film, ‘durgunlaştırma’ metodu ile uzatılmış, tatsız bir yapıma dönüşüyordu. Tepeden düşme bir açılış sekansıyla açılan ve son anına kadar bir şeyler anlatabilmek için çabalarken sürekli kendini yineleyen Evdeki Yabancılar, festivalin zayıf halkalarından biri olarak akıllarda yer ediyordu.

Güzelliğin On Par’ Etmez

güzelliğin on par etmez

Festivalin merakla beklenen filmlerinden biri olan Güzelliğin On Par’ Etmez, Haneke’nin öğrencisi Hüseyin Tabak’ın ilk kurmaca denemesi olarak yer yer türlü acemilikleri barındırıyordu. Odaklandığı konu konusunda problemler yaşayan film başroldeki küçük Veysel’in dilini bilmediği bir ülkede yaşadığı sıkıntılara odaklanacak gibiydi. Ancak bu çıkış noktasına sadık kalamayan Hüseyin Tabak ‘mülteci olmak’ gibi bir yan konuyu da yanına alarak Türk-Kürt problemlerine yoğunlaşmayı da deniyordu. Haliyle her şeyden biraz anlatıyor gibi görünen yapıt ilk anından itibaren konu bütünlüğünden uzaklaşıp başkarakterin asıl hikayesini gözardı ederek yan hikayesi ‘kimlik’i bir adım öne çıkararak odak noktasını değiştiriyor, fakat bu konuyu ele alışındaki arabesk ve basmakalıp yönelimleri nedeniyle ‘yeni odağını’ da bütünleyemiyordu. Anbean dağılan hikaye filmin sonunda fazlasıyla parçalanmış ve yarım kalmış bir yapıya erişerek senaryosunda var olan kimi mantık hatalarının da yardımıyla ikna edicilikten uzaklaşıyordu.