49. Altın Portakal Günlükleri – 1

Kaan Karsan
Kaan Karsan
10 Ekim 2012

Menekşe’den Önce

menekşeden önce

49. Altın Portakal Film Festivali açılışını, yönetmenliğini Soner Yalçın’ ın yaptığı Menekşe’den Önce adlı Sivas Katliamı belgeseliyle yaptı. Bu coğrafyanın tanık olduğu en ürkütücü olaylardan biri olan Sivas katliamının 20. yılında, kanlı olayın meydana geldiği günün şokunu ve dramını tüm diriliğiyle beyaz perdede yeniden canlandıran belgesel tüm salonu derinlemesine etkiledi. Vizyona girmesini tüm içtenliğimizle dilediğimiz yapıt kanlı olayın belli başlı tanıklarının dilinden, daha önce tanık olmadığımız bir cesaretle dökülürken 2 Temmuz 1993 günü Madımak Oteli’nin önünde yaşanan vahşetin gerçek görüntüleri bir kez daha kanları donduruyordu. Soner Yalçın’ ın montaj aşamasında Oda Tv kapsamında tutuklanıp cezaevine gönderildiği, bu nedenle de kalan kısmı ekibin geri kalanı tarafından tamamlanan Menekşe’den Önce, sinemamızda daha fazla görmeyi umduğumuz bir sosyal farkındalık mesajı vererek toplumsal hafızayı canlandırıyor. Olayı olabildiğine yalın bir şekilde aktaran belgesel, izleyenini azami düzeyde zorlayan, yer yer sınır harplerine sürükleyen başarılı bir yapıt olarak akıllarda kalacak gibi görünüyor. Lakin Soner Yalçın’ın belgesele bir ana konsept belirleme aşamasında yaşadığı irili ufaklı sıkıntıların da belgesel için türsel bir hezeyan yarattığını da söylemeliyiz.

Elveda Katya

elvedakatya

Festivalin gösterilen ikinci yarışma filmi olan Elveda Katya, Yeşilçam melodramlarına saygı duruşunda bulunan, kalbi kırık bir hikaye bahşediyordu seyredenlerine. Dizi estetiğini ve metinselliğini anımsatan -hatta temsil eden- bir tonda seyreden ve ele aldığı mevzuyu derinleştirmekten bilinçli olarak kaçınan film, popüler damarı yakalamayı fazlasıyla başarıyordu. Özellikle hedeflediği kitle olan halkın beğenisini de zaten tercih ettigi bu biçem ile kazanıyordu. Kimi anlarda oldukça akılda kalıcı aforizmaları ile salonda kimi coşkulu alkışlara da mahal veren Elveda Katya; duygusal, eğlenceli ancak zayıf bir eser. Kamerasına hakim bir tavır sergileyen ve kimi anlarda tesirli mizansenler kurmayı başaran yönetmen Ahmet Sönmez ise anaakım sinemamızın geleceğinde önemli isimlerden biri olabileceğinin sinyallerini veriyordu. Filmin geneline hakim olan “hafif” atmosferin içerisinde fazlasıyla ağır bir performans sergileyen Kadir İnanır ise, ne yalan söyleyelim, sanki başka bir filmde oynuyormuş gibi görünüyordu. Son celsede Elveda Katya dizi görselliğini ve anlatısını ön plana çıkaran tarzıyla salondaki tanıdık beklentileri karşıladı. Zira film, sanki herhangi bir dizinin koskoca bir sezonunu iki saatlik süresinin içerisinde muhafaza ediyordu. (4/10)

Hile Yolu

hile yolu

Festivalin bıçak sırtı meselelere temas eden filmlerinden bir diğeri de Hile Yolu’ydu. Meselesine karşı oldukça mesafeli bir tavır takınıp belgeden çok gözleme dayalı bir “karanlık öykü”yü ele alan filmin senaryosu üzerinde harcanan yoğun mesai ise kısa sürede kendisini belli ediyordu. Filmin oldukça derin ve dalgalı sularda yüzen meselesi ise güçlü bir sinemayla görselleştirilemiyordu. Hile Yolu, Hrant Dink cinayetinin öncesinde önü açılan ve uçuruma giden yolu politik-gerilim tonlarında karşımıza getirmeye çabalıyordu lakin en temel problemi de mevzubahis gerilimi layıkıyla kuramamasında yatıyordu. Birçok noktaya kimi anlarında gereğinden ‘fazla’ insancıl bir yönelimle eğiliyor, temas ettiği meseleler üzerinde tam anlamıyla bir hakimiyet kuramayan film bu esnada sinemasal anlamda bazı etkileyici sekanslar kurabilmesine rağmen genel çerçevede teknik problemlere boğuşuyordu. Tüm sorunlarına rağmen genellikle sinemacılar tarafından kaçınılan bir mesele olan ülkenin karanlık ‘yakın’ tarihine ışık tutmasıyla belli bir saygıyı ve dikkati hak eden Hile Yolu, festivalin kaçırılmış fırsatlarından, altıpastan auta yollanan toplarından biriydi. (4/10)

***

kaankarsan@gmail.com

twitter