48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali 6. Gün: Nar


Aylin Solakoğlu
14 Ekim 2011

Festivalin neredeyse son günündeyiz 15 Ekim’de gala filmleri bittiği gibi, ödül töreni hazırlıkları ile sakin geçeceğe benziyor. 14 Ekim ise festivalin bir şölene dönüştüğü gün oldu. 3 yarışma filminin üçü de çok konuşuldu, beğenildi ve seyirciyi memnun etti.(Nar, Yürüyüş, Zenne) Festival başından beri tüm filmleri eleştiren ben bile Nar ve Zenne filmlerini izledikten sonra, neden festivalde olduğumu bir kez daha anladım. İki film de insana sinemayı tekrar tekrar sevdirecek yapımlardan. Zenne için ayrı bir parantez açıp anlatacağım. Tıpkı şimdi Nar için yaptığım gibi. Yerli yapımlar dışında güne iki film daha sığdırdım; Bisikletli Çocuk( The kid with a Bike) ve Europolis. Böylelikle hakkında daha yazamadığım filmler de biriktikçe birikti.

NAR

”Dürtme içimdeki narı, üstümde beyaz gömlek var…” Birhan Keskin’in sözü siyah ekranda göründüğünde insanın içi ilk andan ürperiyor hele şiirin bu sözlerinin öncesini bilip, filmi izlemeye bunlarla başlıyorsanız;

”o büyük ve muazzam zamanda unuttum
kanatlarım çok oldu üşüyor benim
bu beyaz ıssızlıkta göğsüme düşüyor
bu yüzden eğik boynum

bir kuşun anısı kalmış bende, saklı
bundan gözlerimdeki kayalık,
içimdeki serseri buzullar

dürtme içimdeki narı
üstümde beyaz gömlek var”

Ümit Ünal’ın ismini duyunca aklıma hemen Gölgesizler gelir, elbet yönetmen pek başarılı işlere imza atmıştır ama aklımdan Gölgesizler’deki bir replik çıkmaz;

”kar neden yağar kar?”

Ümit Ünal’ın insanların sahip oldukları benlikleriyle, ruhlarıyla ilgili derdi var; bu kimi zaman kendini iletişimsizlikle kimi zaman etik kurallarla kimi zaman da Nar’da olduğu gibi kişinin kendi adaletini aramasıyla şekilleniyor. Her insanın aynı olduğu gibi aslında küçük ya da büyük ivmelerle nasıl ayrışabileceğini, farklılaşıp uç noktalara varabileceğini gösteriyor. Filmlerindeki karakterleri, filme nasıl başlamışlarsa öyle devam edemiyorlar, hikaye süresince; kabuk değiştirip, sahip oldukları inançları sorgulamaya başlıyor ve ördükleri duvarları yıkarak farklı bir noktaya ulaşıyorlar. Başlandığı yere geri dönen insan için sadece başlangıç yeri aynıdır, geri kalan her şey zamanda evrilmiştir. Döngü kendini tamamlarken, değişimini de tamamlar.

Nar parçalanmış ve taneleri etrafa savrulmuştur.

Toplumsal değişimlerin, değerlerin yok olmasına doğru gittiği günümüzde; hırsların, çıkarların, maddiyatın önem kazandığı bir insanlık güçleniyor. İnsanın güç sahibi olabilmek adına yıkamayacağı değer yok iken, adaletini arayan bir kadının, kapalı bir mekanda geçen birkaç saati üstüne kurulmuş hikaye, gerek kurgusu gerek diyalogları ile zor bir film. Oyunculukların neredeyse mükemmele yakın olması ise ; Serra Yılmaz, Erdem Akakçe, İrem Altuğ ve İdil Fırat ile gerçeklik kazanmış.

Serra Yılmaz’ın canlandırdığı Asuman karakteri, falcılık yaparak adım adım Dr. Sema’nın evine yaklaşır ve bir yağmurlu, alacakaranlık zamanı eve falcı olarak gelir. Dr. Sema’dan adalet istemek için başvurulan bu yol; Sema’nın sevgilisi Deniz ve kapıcı Mustafa’nın da olaya dahil olmasıyla içinden çıkılmaz bir gerilime dönüşür. Örneğine yerli sinemada az rastlanan psikolojik-gerilim türündeki film, zamansal ve kurgusal olarak 84 dakika aralıksız temposunu koruyor. Senaryonun akıcılığı ve klişelerden uzak olmasıyla, izleyiciyi yanıltarak ve yer yer Mustafa karakterinin mizahı ile birleşerek, kaliteli bir seyir süresi sağlıyor.

İnsanlar nar taneleri gibi benzerdirler, birarada bir bütün oluştururken, dağıldıklarında ise her tarafa yayılırlar. Sema’nın Deniz, Deniz’in Asuman olması özünde onları değiştirmez, onları değiştiren toplumdur. İşte benim bu filmden anladıklarım.

Film hakkındaki tek olumsuz eleştirim, görüntü/renk hakkında olacaktır. Bunun festival mekanının kullandığı 35mm projeksiyon aletinin sebep olduğunu düşünmekteyim. Zira film tam sevdiğim gibi 35mm çekilmiş. Daha iyi bir salonda tekrar izlemek gerekir bu yorumu netleştirmeden.Filmin müziklerinde ise Ümit Ünal, Selim Demirdelen ve Jehan Barbur’un emeği var. Özellikle ”Nar Taneleri”isimli parçayı dilemenizi öneririm.

Nar, 23 Aralık’ta vizyona girecekmiş, zaman yaratıp izlenesi yerli filmdir. Kaçırmayın derim.

 

Aylin Solakoğlu

http://twitter.com/#!/AylinSol