48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali 1. Gün


Aylin Solakoğlu
10 Ekim 2011

8 Ekim 2011 günü başlayan 48. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali‘nin bugün itibariyle 2. gününü de devirmiş olduk. Ekşi Sinema’nın basın sponsorları arasında bulunduğu festivali, ekşi sinema  olarak yerinden an ve an takip etmekteyiz.

Bu sene, film festivalinin seçkisi oldukça kapsamlı; belgesel, uzun ve kısa metraj yarışma filmlerinin dışında, ustaların gözünden; ArirangHabemus Papam,The kid with a bikeLe havreRestless ve A Dangerous Method filmleriyle hem geçtiğimiz aylarda uluslararası festivallerde adından sıkça söz ettiren filmleri Antalya izleyicisi ile buluşturmuşlar hem de Orta Doğu’da KadınVücutDünyanın Halleri gibi bölümlerde yer alan filmlerle dünyanın sorunlarına kamerayı çevirmişler. Azerbaycan Sinemasına ayrı bir parantez açan festival, Rustem Ibrahimbeyov‘a açılış gecesinde onur ödülü takdim etti. Kendisi de çat pat bildiği türkçesi ile en içten teşekkürlerini sundu. Festival boyunca Azerbaycan sinemasından örnekler de seyirciyle buluşacak.

Bir Ayrılık(Jodaeiye nader az simin)

Festivalin ilk günü, uçaktan inip, hotele bavulu attığım gibi; açılış filmimi izlemek için yola koyuldum. İlk iki günün ağırlıklı teması Orta Doğu’da Kadın olduğundan; Bir Ayrılık  isimli 2011 yapımı film, konusu itibariyle ilgimi çekmişti. Yönetmenliğini Asgar Farhadi‘nin yaptığı İran filmi; Simin ve Nader arasındaki evliliğin çıkmazlarını, sahip oldukları kız çocukları Termeh ile arasındaki ilişkileri, ayrılık teması üzerinden işleyen, tarafsız bir göz gibi. Bu tarafsızlık, filmin bazı kesimlerinde Simin ve Nader arasında yer değiştirse de ilişkiler arasındaki denge; terazinin, çocukları Termeh tarafından kontrol edilmesinde yatıyor.

Film kadın-erkek-çocuk üçgenindeki ilişkinin çok yönlülüğünü anlatırken, bir nevi kalıplaşmış düşünceler ile uğraşmaya çalışıyor. Ön yargının, güvenin sorgulandığı, din-kadın ve İran gerçeğinin yer yer komik sahnelerle harmanlandığı, bir aile dramı. O kadar sessiz ve derinden bir dram ki, gözyaşı döktürmeden insana anne ve baba kavramını, eş kavramını sorgulatıyor.

Filmin senaryo olarak boşlukta bırakılmış ya da bırakılmak istenmiş. Filmin sonunda bu hikaye nasıl bu kadar basite indirgenip, çözümlendi demeniz doğal olabilir, lakin iki saatlik bir filmin akıcılığı ve temposunda hiç düşme yaşamaması takdire şayan.

Filmin 2011 yılında Berlin Film Festivali’nde En iyi film olarak Altın Ayı, en iyi aktör ve aktris olarak Gümüş Ayı’yı kazanması filmi izledikten sonra pek şaşırtıcı gelmiyor.

Festival’deki ilk filmimi izlediğim gibi hotele dönüp, Açılış Gecesi için hazırlanmaya başlıyorum.  Saat 20.00 gibi Açıl Gecesi’nin yapılacağı yere ulaşıyoruz. Antalya Cam Piramit’te oldukça organize ve güzel bir açılış töreni tam dakikasında 21.00’de başlıyor. Bu kadar dakikliği Türkiye’de görmeye pek alışık değildim doğrusu.

Açılış Gecesi ve Onur Ödülleri töreninde; Engin Çağlar, Halit Akçatepe, Mehmet Dinler, Perran Kutman, Rüstem İbrahimbeyov, Tuncel Kurtiz,  Suna Selen, Selahattin Geçgel nam-ı diğer Godzilla ve açılış gecesine yaptığı konuşma ile imzasını atan Rutkay Aziz ödüllerini aldılar. Rutkay Aziz‘in konuşması sırasında, salonda alkış sesleri eksik olmadı. Neredeyse tüm salonun ayakta alkışladığı Rutkay Aziz, konuşmasını Charlie Chaplin’in sözü ile bitirmesi de açılışta o kadar kişinin yaptığı konuşmalarda asıl verilmesi gerek mesajı verdi diyebiliriz.

”Sinema bir barış sanatıdır.”

Festivalin 2. günü ise(9 Ekim); The Artist, Le Havre, Hangi Film ve A Dangerous Method filmlerini izledim. Onlar hakkında bir yazıyı da ekşi sinema’da bulabilirsiniz.