48. Altın Portakal: Bizim Birincimiz Belli


Ezgi Küçüktuğsuz
14 Ekim 2011

Festival bitmek üzereyken hala içimize sinecek bir en iyi film izleyemediğimiz için hayıflanıyorduk. Yabancı yapımları gördükten sonra Türk sineması için umutsuzluğa kapılacak hale gelmiştik ki, “O” çıktı karşımıza. Bu sene biraz yavandı sanki filmler diye düşündüğümüz için beklentimiz de pek yüksek değildi açıkçası ama, Zenne bizi ters köşe yaptı. Aslında zevkten dört köşe yaptı diyecektim ama hepsi de doğru şimdi, böyle ters köşeye can kurban!

Bazen bir filmi seveceğinizi daha ilk beş dakikada anlarsınız. 

Yönetmenleri  M. Caner Alper , Mehmet Binay’ın ilk filmiymiş. İlk! Son olmasın, devam etsinler bir sürü filmleri olsun inşallah.

Parıltılı, rengarenk kıyafetleriyle tarz ve ilham sahibi bir dansçı Can, doğulu muhafazakar bir ailenin tek oğlu Ahmet ve yurt dışından gelmiş sıkkın bir fotoğrafçı, Daniel’in bambaşka ama benzer hayatları kesişir. Hepsinin başında bir sürü sorunlar vardır ve bir yerinden tutunmaya çalışırlar hayata, sürüklenmemek için. Hikayenin gerçek hayatlardan geliyor olması etkileyiciliğini değil de, can acıtıcı halini çoğaltıyor.

Karakterler sahici, diyaloglar akıcı, gerçekçi ve nüktedan. Senaryo, kurgu nefis.

Bu, işin özet kısmı.

Asıl beni ilgilendiren, duygu kısmı. Bana verdiği, hissettirdiği duygular yani. Bu bir tür mazoşizm diye tabir ettiğim filmlerden, hem için sızlıyor lanet ediyorsun hem de öyle muhteşem ki bunların anlatılış tarzı, kapılmamak zevk almamak mümkün değil. Müzikleri damarlarına işliyor, görüntüler iliklerine. Görüntü yönetmeninin elini öpesi geliyor insanın, bu müthiş, muazzam kareler için. Gözünü tek bir saniye bile ayırmadan, mümkünse kırpmadan izlemek istiyor insan -ki tek bir şey bile kaçmasın. Hastası olunan filmler kuşağı gururla sunar: aşık oldum ben bu filme galiba.

Galası en kalabalık film için Behzat Ç. dedik, film sonunda da en çok alkışı alan film de oydu. Meğersem biz alkış falan görmemişiz. Film bittiğinde tüylerim diken dikendi, gözlerim dolu dolu. Daha son sahne biter bitmez salon yıkılıyordu az daha alkıştan, jenerik başladı, bitti, alkışlar ıslıklar bitmedi. Işıklar yandığında sürüyordu, tüm salon ayakta, ekibin yüz ifadelerini görünce daha da şiddetlendi alkışlar dakikalarca bitmedi, durmadı.Söyleşi için çıkmadan önce alkışların durmasını beklemek zorunda kaldılar. Salondan çıktığımda ellerim titriyordu bu anı film ekibiyle paylaşabildiğimiz için çok şanslı olduğumuzu düşündük hepimiz. Öyle bir yapım ki biz Türk işi olduğu için, filmde emeği geçenler çay servisi yapmış dahi olsalar bir şekilde parçası oldukları için gurur duymalı. Mükemmeldi.

Büyüleyici, destansı bir iş olmuş. Görsel orgazm yaratacak denli güzel, insana sinemayı tekrar sevdiren filmlerden. Kerem Can sen nasıl dev bir oyuncuymuşsun, nerelerdeydin bunca zaman?

“Fragman”

*Salondan çıkarken de söyledim, bu film en iyi film ödülünü almalı. Bu film bu festivalden ödülsüz dönerse de yarın törende kendimi keserim ona göre!

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5