4 luni, 3 saptamani si 2 zile (2007): Kürtaj Bir Cinayet midir?

Alican Yıldırım
Alican Yıldırım
08 Haziran 2012

 

Karlı bir Romanya günü. Filmin ilk karesinde gördüğümüz bir akvaryumun içine sıkışmış iki Japon balığı kadar çaresiz iki genç kız bir yurt odasında yaptıkları plan hakkında son kez konuşmaktadır. Sonunu duyduğumuz bu sohbeti Otilia: “Tamam” diyerek bitirir.

Filmin yönetmeni Cristian Mungiu ilk yarım saatte seyircinin bu planın ne olduğunu bilmesine izin vermez. Sadece Otilia’yı izleyen aktüel kamera, genç kızın arkadaşı için karıştığı bu olayla ilgili ipuçları edinmemize olanak tanır.

1987 yılının Romanyası’nda geçmektedir hikâye. Çavuşesku Rejiminin 1966 yılında ülke nüfusunu arttırmak için yasakladığı kürtaj, zaten dış borçlar, ekonomik istikrarsızlık ve kıtlıkla can çekişen Romanya’yı içinden kurtulamayacağı bir duruma itmiştir. Yönetimin, ülke genelinde yürüttüğü “en az 5 çocuk” kampanyası aile başına ortalama 3 çocukla biraz sekteye uğrasa da yirmi yıl içinde yetişen nesil için hiç de iç açıcı sonuçlar yaratmamış, istenmeyen ve terk edilen çocuklar yetimhaneleri doldurmuş, ülke genelinde suç oranı artmış ve sağlıksız koşullarda gizli olarak yapılan kürtajlarla milyonlarca kadın ya sakat kalmış ya da yaşamını yitirmiştir.

Tam da o 20 yıl içerisinde yetişen çocuklardan biridir Otilia ve karnındaki “dert”ten kurtulmaya çalışan oda arkadaşı Gabriela. Filmin ilk sahnesinde kullanılan Japon balığı metaforu onların ve içinde yaşadıkları toplumdaki tüm gençlerin “sıkışmışlık”larının bir resmidir. Filmin arka planında iç savaşın eşiğine gelmiş kaotik bir ülke, televizyonda halkla dalga geçercesine yapılan yalan haberlerin dezenformasyonu, en basit ürünlerin bile karaborsası ve o umutsuzluğun altını çizercesine soğuyan, soğudukça daha da sertleşen bir hava vardır. Yönetmenin ilk otuz dakikayı sadece Otilia’nın bir öğleden sonrasına ve onun iletişime geçtiği insanların yaşamları hakkındaki küçük ayrıntılara ayırması arka planın daha da anlaşılır olmasına hizmet etmekte. Seksenler sona ererken karakterlerin içlerinde bulundukları zamanın korku ve endişelerinin kör göze parmak bir anlatımla değil, Otilia’nın herkesten gizleyerek yaptığı bir kürtaj pazarlığındaki gerilimin arkasına bırakılarak sezdirilmesi hikâyenin ritmine hoş bir tat katıyor. Birbirlerinden başka hiçbir şeye sahip olmayan bu iki genç kızın arkadaşlığı; tek düze ilerleyen hatta hikâyesindeki gerilime rağmen çok fazla olay barındırmayan bu filmin dramatik yapısını oldukça sağlam bir yapı üzerine temellendiriyor. Hatta belki filmde anlatılmak istenen de o zaten. Yönetmen Cristian Mungiu filmin ısrarla kürtajla ilgili siyasi bir film olmadığını söylüyor verdiği birkaç mülakatta. Bu iki genç kızın yaşadıkları çağın kayıtsızlığı, riyakârlığı ve bencilliği karşısında hayatta kalma mücadelesi. Gizli saklı yaşadıkları her şey, bireyi gelenekler ve değer yargılarıyla baskılayan toplumdan kaçılarak yapılıyor ancak toplum bu durumda bile karşılarına çıkardığı engellere meşruluğunu bir kez daha ilan ediyor. Birey saklamaya ve susmaya devam ediyor. Örneğin; Otilia oda arkadaşına yardım etmek için şehirdeki tüm otellere yalvarıp birkaç günlüğüne bir oda tutmaya çalışıyor, yardımcı olmak dışında onu her defasında yargılayan otel görevlileri, sadece kendi başlarına iş almamak için iki genç kızın yurtta kalmalarına rağmen neden oda tutmak istediklerini sorguluyorlar. O da basit ve beceriksiz bir “ders çalışma” yalanıyla geçiştiriliyor. Sanki soru da öylesine sorulmuş gibi. Otilia, Gabriela’nın telefonda görüştüğü bir adamla buluşmak için şehrin tanımadığı bir yerinde tehlikeli bir yolculuğa çıkıyor. Otele vardıklarındaysa adam kızların iş için tecrübesiz ve savunmasız olmalarını kullanarak çeşitli engeller çıkarıyor. Gabriela’nın rahmine düşük yapması için yerleştireceği sondayı takmaktan vazgeçiyor. Onu bu işi yapmayaysa sadece Otilia’nın bekareti ikna ediyor. Otilia arkadaşının hayatının mahvolmaması için adamla cinsel ilişkiye girip, “kürtaj” için eksik paralarını bu şekilde tamamlıyor. Bu kadar sert ve dramatik bir olayın bile altını çizmiyor film, bunu sadece banyodaki iki arkadaşın sessiz pazarlığında hissettiriyor. Bu olaydan sonra bu konu hakkında da konuşmuyorlar zaten. Sadece Otilia kırılıyor ve bu soğuk otel odasında tiksindiği bir adama kendiyle ilgili değerli bir şeyi vermek onu etkiliyor. Daha önceden söz verdiği için otelden ayrılıp bir saatliğine erkek arkadaşının ailesinin evindeki doğum günü partisine gidiyor. Bu aynı zamanda bir tanışma yemeği. Olaylar o kadar anlamsız ve sıra dışı bir şekilde ilerliyor ki yönetmen hikâyedeki bu gerçekliği daha az ışık kullanarak ve tek planlık bir yemek sahnesiyle teknik açıdan destekliyor. Otilia yeni tanıştığı insanların “sosyal”liğinin ortasında küçüldükçe küçülüyor. Çoğu akademisyen ya da öğretmen olan bu insanlar Otilia’nın okuduğu bölümü, ailesinin mesleğini küçümsüyorlar. Ancak kadrajın tam ortasına yerleştirilen Otilia, mimikleri, konuşması ve tedirginliğiyle grubun baskın sohbetine rağmen ön plana çıkıp, konukları soyutluyor. Bunda şüphesiz ki Anamaria Marinca’nın oyunculuğunun da etkisi var.

Ailenin ona içki ikram etmeyip genç kızların içki içmeyeceği yönündeki ahlak dersleri, konuklardan birinin Otilia’ya şaka yollu görgü dersi vermeye kalkması kendi aralarında oynadıkları bu mutlu aile oyununu daha da çekilmez kılıyor. Otilia’nınsa kulağı telefonda, arkadaşının durumu hakkında endişeleniyor. Otilia’nın erkek arkadaşının ilgisi ve sadakatinden de şüphelendiğini anlıyoruz daha sonra.

Bir video kamera görüntüsünü andıran teknik açıdan yetersiz gibi duran planlar, kötü kadrajlar, karedeki altın oranın ve netliğin önemsenmemesi, sürekli sallanan kamera ya da uzun süren plan sekanslar filmin gerilimini ve ritmini daha da kuvvetlendiriyor.

Otilia’nın otele giderken yaşadığı gerilim, arkadaşı hakkında duyduğu endişe ve kapısını kilitlediği odaya girdiğince göreceği şey için duyduğu korku seyircideki hikâyeyle ilgili beklentiyi oldukça yüksek bir noktaya çekiyor.

4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün 2007 yılında Cannes Film Festivali’nde gösterildiğinde büyük bir övgüyle karşılandı. Birçok eleştirmen filmin Romanya’nın sinema alanında yaşadığı rönesansın en önemli örneği olduğunu söyledi. O zamana kadar belki de hiç kimse böyle bir filmin Romanya sinemasından çıkabileceğine ihtimal vermiyordu. Altın Palmiye’yle taçlandırılan film, kadın hakları ve toplum bilinci konusunda oldukça iyi bir deneme. Kürtaj gibi hassas bir konuyu işlemesine rağmen bu işin üstesinden oldukça başarılı bir şekilde gelmesini bilmiş Cristian Mungiu.

Film bir ceninin hayatının siyaset malzemesi olarak kullanılıp, bir ülkenin genç nesiliyle oynanan kumar hakkında oldukça iyi bir inceleme aynı zamanda.

 

Alican Yıldırım

yildirim1895@gmail.com

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5