33. İstanbul Film Festivali Günlükleri: Ulusal Yarışma Filmleri

Ayhan Hanım / Yön: Levent Semerci

ayhan hanım

“Nefes: Vatan Sağolsun”daki teknik yetkinliği ile Türkiye Sineması’nın yakın döneminde dikkat çeken yönetmenlerden biri olan Levent Semerci’nin ikinci filmi Ayhan Hanım, bir 12 Eylül hikayesi anlatıyor. Levent Semerci, başkarakteri Ayhan Hanım’ın ölmeden önceki birkaç dakikası ya da saatine odaklanıyor ve seyircisini karakterinin zihnine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Ayhan Hanım’ın 12 Eylül’e dair acı anıları bir tür bilinçakışı üzerinden sunuluyor. Levent Semerci, bu zihinsel kargaşayı yaratmak için sinema dilini de kaos üzerine kuruyor. Bu bakımdan, ilginç çözümler üreten yönetmenin kamerasının oldukça cesur –belki de gereğinden fazla cesur- olduğunu söyleyebiliriz. Ancak aynı cesareti yönetmenin kaleminde görmek pek mümkün değil. Levent Semerci’nin 12 Eylül’e bakışı bir türlü “Pırıl pırıl çocukların başına çok kötü şeyler geldi”den öteye gidemiyor. Semerci, 12 Eylül’ü apolitik ve acılı bir annenin ‘gözünden’ anlattığı kadar apolitik ve acılı bir anne ‘gibi’ anlatıyor. Filmin ‘cesur’ görsel dünyası da ilk on beş dakikadan sonra etkisini tamamen yitiriyor. (Kaan Karsan)

Filmin Notu: 1/5

 

Ben O Değilim / Yön: Tayfun Pirselimoğlu

ben o değilim

Başkası olmak… Başkasının hayatına sahip olmak… Kendi hayatından gitmek… Tayfun Pirselimoğlu’nun yönettiği Ben O Değilim’i izledikten sonra bunun gibi onlarca bitmemiş cümle üzerine düşünmek mümkün. Bitmemiş cümle çünkü kimlik değiştiren -filmin başkarakteri- Nihat için kendi hayatı ile başkasının hayatı arasındaki farklar çok da önemli değil aslında. Bir şeyi arzuladığını, istediğini, heyecanlandığını yahut korktuğunu görmüyoruz film boyunca. Hayat değiştirmek onun için sadece bir değişiklik. Bu sebeple filmin sorduğu/sordurduğu sorular çok daha anlamlı hale geliyor. En basitinden, çoğumuz hayatımız denilen koca zaman içerisinde bazen misafir gibi dolaşmıyor muyuz? Nihat, o misafir olma halinin perdedeki yansımalarından biri sadece. Bilgisayar oyunlarında bölüm geçer gibi başka bir hayata geçebiliyor. Karşısına çıkan kadın bile onun tekrar yakalamaya çalıştığı – benzer – anın bir parçası olabiliyor en fazla. Pirselimoğlu, ağır bir meseleyi doğru ve ilgi çekici hikaye/karakter üzerinden anlatıyor. Ancak, finale kadar iyi getirdiği hikayesini son 30 dakikada oldukça zayıflatıyor. Bizce final olabilecek sahneleri es geçiyor, zorlama bir şekilde cümlesinin sonunu getirmeye çalışıyor. Hikayeyi sündürüyor. Filmin genelinde – her şeyi akışına bırakan karakteriyle doğrudan alakalı olarak- serbest bir anlatım tercih eden Pirselimoğlu, maalesef son bölümde ‘’ben bunu söylemek istiyorum’’ diyen bir yönetmene dönüşüyor. Son olarak şunu da söylemek lazım, Ben O Değilim somurtkan bir film değil ama keşke Pirselimoğlu hikayenin kara mizaha şiddetle ihtiyaç duyduğunu görseymiş. Azıcık kara mizah, çok değil… (Hasan Cömert)

Filmin Notu: 3,5/5 

 

Bir Varmış Bir Yokmuş / Yön: Kazım Öz

bir varmış bir

Fırtına’da (Bahoz) 90’larda Kürt gençlerinin politikleşme sürecini anlatan Kazım Öz’ün, Şavaklar’dan sonraki belgeseli, bu kez mevsimlik Kürt tarım işçileriyle ilgili. Başta, marketten alınan bir marulun hikayesini anlatacak gibi bir izlenim veren Bir Varmış Bir Yokmuş, kameranın karşısına çıkanlardan etkilenerek yolunu kaybediyor gibi. Mevsimlik işçilerin çadırda süren yaşamları, patronla aralarındaki çatışma, hayatlarının normal bir parçası olarak dayak, başlık parası, kız kaçırma ve buna bağlanan gerginlikler filmin ilgilendiği başlıklardan bazıları. Yola çıkıştan itibaren çocukların dövülmesini ve aile içindeki şiddeti ısrarla uzun uzun göstermeyi seçmesi özellikle dikkat çekici. Ancak ayıplamanın ötesine geçmeyerek, Kürtlere dair “beyaz” bakış açısına bir alternatif sunamamış olması, filmin en zayıf yanı. (Çağdaş Günerbüyük)

Filmin Notu: 1/5

 

Deniz Seviyesi / Yön: Esra Saydam, Nisan Dağ

deniz seviyesi

Kusursuzlar’dan sonra bir başka “yazlık filmi” Deniz Seviyesi. Yıllar sonra çocukluğunu ve ilkgençliğini geçirdiği yazlığa kocasıyla dönen Damla’yı gördüğü andan itibaren, seyirci bu mutsuz kadının başına geleceklere dair bir tahminde bulunabilir. Tutturur da. Özlenen kuzenler, çocukluk arkadaşları, Amerikalı kocanın adaptasyonu, eski sevgili derken kapanmamış defterlerin açılması pek beklenebilir şekilde ilerliyor. Sürpriz yok. Özellikle kadın yönetmenlerin dokunuşunun hissedildiği maç sırasında hesaplaşma gibi ilgi çekici sahneler, filmin dikkate değer yanlarından. Damla Sönmez ile aralarındaki elektriğe ikna olmak kolay değilse de, Ahmet Rıfat Şungar’ın maço ya da ezik değil, kendinden emin bir genç adam olarak ortaya çıkışı ve dahası epeyce seksi bir görüntü vermesi de filmden akılda kalanlardan. (Çağdaş Günerbüyük) 

Filmin Notu: 1,5/5

 

Gittiler ‘Sair ve Meçhul’ / Yön: Kenan Korkmaz

gittiler

Filmin ismindeki Sair ve Meçhul, iki Süryani kardeşe tekabül ediyor. Biri Mardin’de, kendi topraklarında kalmış, hasta babasına bakıyor ve yurtdışına gitme hayali kuruyor. Diğeriyse yıllar önce İsveç’e gitmiş ve askerlik sorunu yüzünden geri dönemiyor. Film, sırasıyla bu kardeşlerin anlatıldığı iki bölümden oluşuyor. Filmin iki bloğunu bağlayan ise babanın ölümü… İlk yarıda amatör oyuncularla sinemasal açıdan yer yer ilkel ama en azından samimi bir dünya kuruyor yönetmen Kenan Korkmaz. İkinci yarıda ise Savaş Özdemir ve Ruhi Sarı gibi aktörler ve daha stilize bir anlatım çıkıyor karşımıza. Yabancılığını asla unutmadığı ve hiç mutlu olamadığı bir ülkede yapayalnız yaşayan karakterimiz, babasının cenazesine gidemediği için ruhsal çöküntü içine giriyor. Fakat bu çöküntünün perdedeki tezahürleri pek doğal, pek insani şeyler değiller sanki. Seksenler Türk sinemasında kaldığını zannettiğimiz bazı sahte ‘trip’ler daha ziyade… Bu da karakteri sevmeyi ve umursamayı imkansız hale getiriyor. Sürekli tekrarlanan bazı sahneler de insanı giderek filmden koparıyor. Bir anlam yaratmaya çalışırken, her şeyin içini iyice boşaltıyor yönetmen. Sonuçta geriye zoraki bir sanat filmi denemesi kalıyor ne yazık ki… (Ali Ercivan)

Filmin Notu: 1/5

 

İtirazım Var / Yön: Onur Ünlü

itiraım var

Her ne kadar kağıt üzerinde polisiye olarak dursa da İtirazım Var için Onur Ünlü’nün komedi dozu en yüksek filmi dersek yanlış olmaz sanırım. Ünlü, silahlarla ve gizemlerle dolu hikayesinde durum komedisine sıkça başvururken kaba komedi unsurlarını kullanmaktan da vazgeçmiyor. Hikayenin özeti olan ‘’Camide işlenen bir cinayeti çözmeye çalışan imam’’ cümlesi yönetmenin sinemasını bilenler için yeterli zaten. Fakat, gelgelelim Ünlü’nün bu absürt fikri çok da iyi kullanamadığını düşünüyoruz. Öncelikle hikayenin polisiye tarafı zayıf ve özensiz duruyor. Aceleye getirildiğini düşünmemek zor. Diğer yandan hem aforizmalar hem de arka arkaya gelen ‘’komik’’ sahneler, espriler fazlasıyla kalabalık yaratıyor. ‘’Keşke daha az olsaydı’’ diye iç geçirdiklerimiz maalesef fazla. Süresi, komedisi, aforizmaları, karakter sayısı… Filmin önemli tarafı ise, din mevzusundaki ikiyüzlülüğü son derece cesur bir şekilde göstermesi. Bir imam üzerinden böyle bir hikaye anlatmak, ‘’kutsal’’ bir meseleyi sağlam dokunuşlarla mizahın ve eleştirinin parçası yapmak çok sık görmediğimiz bir şey. Tabii, bu durum güçlü bir sinemanın parçası olsaymış daha anlamlı hale gelirmiş. Sonuç olarak, Onur Ünlü’nün son yılların en etkileyici yerli filmlerinden Sen Aydınlatırsın Geceyi sonrasında ‘’hafif’’ kaldığını söyleyebiliriz. (Hasan Cömert)

Filmin Notu: 2,5/5 

 

Kumun Tadı / Yön: Melisa Önel

kumun tadı

Melisa Önel’in ilk filmi olan Kumun Tadı, iki arada bir derede bir aşk öyküsünü konu alırken mülteci sorununa değiyor ve –kabaca- ‘çekip gitmek’ üzerine cümleler sarf etmeye çabalıyor. Filmin, ilk anından itibaren özenli bir şekilde inşa ettiği görsel dünyası ziyadesiyle karanlık ve sert. Diyalogları ve karakterleri üzerinde uzun uzadıya çalışıldığı da besbelli ortada. Ancak, bu ‘büyük’ sinemanın altındaki mevzu, filmin görsel diline oranla çok yavan kalıyor. Filmin kurduğu uzun ve görkemli cümleler, içeriğinde kapsamı dar ve sığ anlamlar ihtiva ediyor. Hikaye anlatımında bir türlü sonraki adıma geçilemiyor ve film neredeyse ‘başladığı gibi’ sonlanıyor. Sonuç olarak, Kumun Tadı’nın, hiç iyi bir film olmasa da, kurduğu dünya yönetmenin sonraki işleri için umut veriyor. Melisa Önel’e belli ki bundan çok daha iyi bir hikaye gerekiyordu. (Kaan Karsan)

Filmin Notu: 1,5/5

 

Sesime Gel / Yön: Hüseyin Karabey

sesime gel

Hüseyin Karabey’in dünya galasını Berlin’de yapan yeni filmi Sesime Gel, Türkiye Sineması’nın en büyük sorunlarından biri olan ‘hikaye’ engelini kıvrak manevralarla aşmayı başarıyor. Karabey, kamerasını asker despotizmi altında rahatça nefes alamayan bir Kürt köyüne, küçük bir kız ile onun babaannesine çeviriyor. Sesime Gel’in derdi gerçeğe dirsek temasında olan bir masal anlatmak. Anlattığı hikaye de ziyadesiyle çarpıcı. Ancak Karabey, hikayesini oldukça sıradan bir sinemayla anlatıyor, öykünün masalsılığını dahi görsel dile eklemleyemiyor. Buna ek olarak, film olması gerektiğinden en az yarım saat daha uzun; bunun neticesinde de ‘tekerrür hissi’ filmi izleme tecrübesine zarar veriyor. Nihayetinde, Karabey, önemli hikayesini ‘önemli sinema’ya dönüştüremiyor; ancak yine de belli oranda ilgi çekmeyi başarıyor. (Kaan Karsan)

Filmin Notu: 2/5

 

Silsile / Yön: Ozan Açıktan

silsile

Silsile’yi izledikten sonra yönetmen Ozan Açıktan’ın önceki iki filmini çabucak unutmak lazım. İki ucuz piyasa işinin ardından Açıktan’ın yeteneğini gösterdiği bir filmi izlemek ne yalan söyleyelim gerçek bir sürpriz oldu. Ece, Faruk ve Cenk arasındaki ilişkiyi tek bir gecede, gerilimi hiç azalmayan bir olay üzerinden anlatan Silsile, yönetmenin doğru tercihleriyle her dakikasında merak uyandırmayı beceriyor. Filmin en güçlü tarafı karakterleri. Üç ana karakterin de (hatta yan karakterleri de dahil edebiliriz) çok iyi yazılıp yönetildiği filmde, mekan kullanımından diyaloglara kadar her şey çok temiz işliyor. Açıktan, hikayesini anlatmak konusunda sınıfı geçtiği gibi sonrası için de umut vaat ediyor (Tabii, piyasa işlerine geri dönmezse!). Silsile’nin Ulusal Yarışma’nın en iyi iki filminden biri (diğeri Ben O Değilim) olduğunu da eklemek lazım. (Hasan Cömert)

Filmin Notu: 3/5

 

Şarkı Söyleyen Kadınlar / Yön: Reha Erdem

şarkı söyleyen kadınlar

Reha Erdem’in Başka Sinema kapsamında gösterime giren, dünya galasını da Toronto’da halihazırda yapmış olan filmi Şarkı Söyleyen Kadınlar da 33. İstanbul Film Festivali’nin Ulusal Yarışması kapsamında. Reha Erdem, yeni filminde her telden izleyiciyi yabancılaştıran, tekinsiz bir sinema dili oluştururken, kamerasıyla bir adayı, yitip gitmiş insanları, hayvanları ve elbette ki kadınları takip ediyor. Yönetmenin filmografisindeki belki de en zor filmi olan Şarkı Söyleyen Kadınlar’ı sağlıklı bir şekilde takip etmek ve film üzerine fikir yürütmek neredeyse olanaksız. Reha Erdem, klostrofobik bir mekan kullanımı eşliğinde seyircisini kendi bilinçakışına ortak etmeye çalışıyor ve kendi sinemasına hayran olanlardan bile gereğinden fazla efor bekliyor belki de. Ancak filmin son kurgusunun bu olduğuna ikna olmak bile çok zor. Bizim açımızdan, Şarkı Söyleyen Kadınlar hem Reha Erdem’in hem de Ulusal Yarışma’nın sabırları en fazla sınayan filmlerinden biriydi. (Kaan Karsan)

Filmin Notu: 1/5

Yazarın Puanı:
Ekşi Sinema Puanı:
0 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 50 votes, average: 0,00 out of 5
Araç çubuğuna atla