33. İstanbul Film Festivali Günlükleri: Bölüm 7

Kaan Karsan
Kaan Karsan
17 Nisan 2014

İstanbul Film Festivali, 33. kez kapılarını açtı. Her gün biraz daha yıpranan, biraz daha tüketilen, biraz daha yorulan Beyoğlu’nda sanki başka türlü bir ilk gün heyecanı kol geziyordu. Gündemden yorulan sinemaseverler sanki her zamankinden farklı bir şevkle sinemaları dolduruyorlardı.

Emek Sineması’ndan dört senedir yoksun olan festival hakkında her şeyi, her sene olduğu gibi bu sene de ‘izledikçe yazacak’ ve bu büyük filmler şöleninin nabzını tutmaya çabalayacağız.

Herkesin Sevgilisi / U ri Sunhi

herkesin

Güney Koreli bağımsız ‘auteur’ Hong Sang-soo’ya Locarno’da ‘En İyi Yönetmen’ ödülü kazandıran ‘Herkesin Sevgilisi’, naif bir aşk sarmalını, sırtını insan doğasının inceliklerine  dayayarak anlatıyor ve tıpkı festivalde gösterildiği bölümün başlığı gibi (Antidepresan) bir etki yaratmak istiyordu. Sang-soo, biraz ezbere muhtemelen biraz da doğaçlama tekniğine dayanan diyaloglarıyla karakterlerini çok fazla önemsiyor ve ‘sinema’dan ziyade ‘tiyatro’ya yakın duruyordu. Gerçi bu, yönetmenin stilinden haberdar olanlar için şaşırtıcı bir haber olmasa gerek. Sang-soo, her zamanki gibi kendisi için ‘benim yönetmenim’ diyenlere hitap ediyor, bu çemberin dışında kalanları da yönetmenlik tarzıyla filminden uzaklaştırıyordu. Ezcümle, ‘Herkesin Sevgilisi’, kimileri için büyük bir eziyet, kimileri içinse keyifli bir doksan dakika vadediyordu. Bize ‘eziyet’ kısmı denk geldi.

Filmin Notu: 1/5

Frank

frank

Geçtiğimiz sene ‘Ne Yaptın Richard?’ ile İstanbul’da Altın Lale’yi kucaklayan Lenny Abrahamson’ın yeni filmi Frank, Uluslararası Yarışma’nın en çok merak edilen filmlerinden bir tanesiydi. Lenny Abrahamson, önceki filmindeki edebi ve derinlikli anlatısının yerini komedi alışkanlıklarına bırakmış ve kendi halinde, eğlenceli ve oyalayıcı bir film çıkarmıştı Frank ile ortaya. Frank, başkarakterinin tuhaf mı tuhaf bir müzik grubuna katılmasını ve bunun akabinde yaşadığı komik olayları anlatıyor; son yarım saatiyle ise ton olarak drama yaklaşıyordu. Kesin olan şey ise, filmin en azından sinopsisini okuyarak filme bilet alan izleyiciyi ortak bir paydada buluşturabileceği, yani, eğlendirebileceğiydi. Lenny Abrahamson’ın filmi genel anlamda iddialı bir film değildi; ancak festival kapsamında gördüğünüze kesinlikle pişman olmayacağınız filmler arasındaydı. Sadece içerdiği kaliteli mizah için bile izlenmeyi hak ediyordu.

Filmin Notu: 3/5

Dünyada 20,000 Gün / 20,000 Days on Earth

nick cave

Iain Forsyth, Jane Pollard ikilisinin Berlin’de kapalı gişe oynayan ve kurmaca ile belgesel arasında gidip gelen filmleri Dünyada 20,000 Gün, Uluslararası Yarışma’nın belli bir iddiaya sahip olan bir diğer filmiydi. Dünyada 20,000 Gün, müzik dehası Nick Cave’in sıradan bir gününü anlatıyor hatta izleyeni onun bilinçaltına doğru bir yolculuğa çıkarmak gayesi güdüyordu. Yönetmen ikili kamera arkasında oldukça özenli, stilize ve görkemli bir iş çıkarıyorlardı. Filmin kurgusu da en az yönetmenliği kadar dillere destandı. Ancak filmin ‘Nick Cave’ sevdalıları dışında pek kimseye hitap etmediğini söylemek mümkündü. Zira belgesel direkt olarak Nick Cave’in egosunu odağına alıyor ve bunun üzerinden ‘ilham verici’ anlar yakalamaktan öte bir çaba gütmüyordu. Sonuç olarak Dünyada 20,000 Gün, seveni kadar sevmeyeni de olabilecek bir belgeseldi. Dağınıklığı ve bu dağınıklıktan bir son cümle türetememesi ise kocaman bir soru işareti meydana getiriyordu.

Filmin Notu: 2,5/5

 

Japon Köpeği / Cainele Japonez

japon köpeği

Genç sinemacı Tudor Cristian Jurgiu’nun ilk filmi olan Japon Köpeği, yıllar içinde ‘Romanya’dan ne gelse izlerim’ ifadesine koşullanmış festival seyircisi için güvenli bir tercih olarak görülüyordu. ‘Rumen Yeni Dalgası’nın çiçeği burnunda bir üyesi olan Japon Köpeği’nin ne beklentileri boşa çıkardığını ne de tam olarak tatmin ettiğini söyleyebiliriz. Oldukça önemsiz bir mevzuyu, şık bir sinemayla anlatan film, çok iyi kotarılmış bir bitirme projesinden hallice duruyor. Bir yandan genç sinemacının yeteneklerine ikna ediyor, diğer yandan ise sinemacının mutlaka anlatılmaya değer hikayeler bulmasının gerekliliğine işaret ediyor. Japon Köpeği, Mungiu, Sitaru ve Netzer gibi ‘önemli’ sinemacıların ülkesinden gelen, dönemdaşı filmlerin aksine kolayca unutulmaya meyil eden, vasat bir filmdi.

Filmin Notu: 2/5