33. İstanbul Film Festivali Günlükleri: Bölüm 6

Kaan Karsan
Kaan Karsan
17 Nisan 2014

İstanbul Film Festivali, 33. kez kapılarını açtı. Her gün biraz daha yıpranan, biraz daha tüketilen, biraz daha yorulan Beyoğlu’nda sanki başka türlü bir ilk gün heyecanı kol geziyordu. Gündemden yorulan sinemaseverler sanki her zamankinden farklı bir şevkle sinemaları dolduruyorlardı.

Emek Sineması’ndan dört senedir yoksun olan festival hakkında her şeyi, her sene olduğu gibi bu sene de ‘izledikçe yazacak’ ve bu büyük filmler şöleninin nabzını tutmaya çabalayacağız.

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek

yeryüzü 

Çoğumuzun ‘hayatımızın en güzel günleri’ diye nitelemekten imtina etmediğimiz Gezi protestolarına dair belgeseller yapılmaya devam ediyor. Reyan Tuvi’nin Gezi günlerinde bizzat kaydettiği kayıtlardan, daha sonra yaptığı röportajlardan ve muhtelif fotoğraf sanatçılarından edindiği videolardan/fotoğraflardan kotardığı belgeseleli, Gezi’nin yarattığı dostluk ortamına, ‘ruhuna’ odaklanıyor. Protestolar vuku bulurken sosyal medyada birçok kişinin gördüğü, önemli kareler, biraz da nostaljik ve romantik bir ton eşliğinde karşımıza çıkıyorlar. Elbette ki, herkes, kendi kafasında bir ‘Gezi Belgeseli’ çekmişken, her izleyiciyi tatmin edebilecek bir Gezi Belgeseli yapmak çok zor. Reyan Tuvi de bu dağınık ve ‘her şeyden biraz olsun’ kurgusuyla biraz bunun ceremesini çekiyor. Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek, Gezi’ye ziyadesiyle naif bir bakış atan belgesel, aşkla yoğrulmuş bir belgesel. Biz ise ‘Gezi Parkı’nın biraz erken romantize edilmeye başlandığını, daha hiçbir şeyin sonlanmadığını ve öfkemizin hiç de azalmadığını düşünüyoruz.

Filmin Notu: 2/5 

Karabasan / The Babadook

babadook

Jennifer Kent’in Sundance galasında büyük bir beğeniyle karşılanan ilk filmi Karabasan, festivalin az sayıdaki korku filmlerinden bir tanesi. Karabasan, şiddete meyilli çocuğuyla ilgili büyük problemleri olan yalnız bir annenin kabusuna odaklanıyor. Oğluyla beraber kapağını açıp baktıkları bir kitaptaki ‘Babadook’, evlerine musallat oluyor ve kadını bir tür cinnete doğru sürüklüyor. Karabasan, en az hikayesi kadar önemli bir ‘film okuması’ bahşeden bir film. Etrafında, kocasıyla beraber rahat bir şekilde geçinen yakınları olan bir kadının ‘yalnız’ yaşama mücadelesine odaklanması da bu yüzden. Bu nedenle dönemdaşı olan birçok korku filmi gibi tek boyutlu bir bakışı hak etmiyor; izleyeninden fiziksel bir çaba yerine zihinsel bir çaba bekliyor. Kent’in ‘korku yönetimi’nin de son derece güçlü olduğunu da belirtmemiz gerek. Karabasan, içerdiği mizah dozajıyla da ayrı bir takdiri hak ediyor.

Filmin Notu: 3,5/5

Tanrının Oğlu / Child of God

 child

Oyunculuktaki ısrarı yetmezmiş gibi bir de yönetmenlikte ısrar eden James Franco’nun Cormac McCarthy romanından uyarladığı yeni filmi ‘Tanrının Oğlu’ nekrofili bir taşra meczubunun Amerikan kırsalına saçtığı şiddeti konu alıyordu. McCarthy’nin değinmekten yılmadığı, Amerika’nın her hücresine sinmiş nedensiz, katıksız ve kaçınılmaz şiddet olgusunun James Franco süzgecinden geçmiş halini yansıtıyordu. Franco, kamera kullanımıyla neredeyse Dogma akımına yakın duran bir film ortaya çıkarıyor ve filmin karanlık duygusuna kontrast oluşturan müzikleriyle buradan rahatsız edici bir duygu sağmaya çabalıyordu. Film, kimi parlak anlarına rağmen çok fazla aksıyor; ancak en azından Franco’nun yönetmenliğinin oyunculuğundan hiç değilse biraz daha iyi olduğunu müjdeliyordu. Tanrının Oğlu, festivalin ‘görmeseniz de olur’ filmlerinden bir diğeriydi kısacası.

Filmin Notu: 2/5

Göldeki Yabancı / L’inconnu du lac 

göldeki yabancı

Geçtiğimiz sene Cannes Film Festivali’nin en çok konuşulan filmlerinden biri olan, Belirli Bir Bakış bölümünün büyük ödülünü kazanan; ancak ülkemizdeki gösterimi neredeyse bir sene sonrasına kalan Alain Guiraudie yapıtı ‘Göldeki Yabancı’, bir ‘yalnızlar’ plajında geçen, tür sinemasına neredeyse göz kırpan bir LGBT filmiydi. Guiraudie, muazzam mekan kullanımıyla henüz ilk saniyeden itibaren kusursuz bir gerilim denklemi kuruyor, sertlikten asla taviz vermiyor ve neredeyse her sahnesi hayranlık uyandırıcı bir film ortaya çıkarıyordu. Tekinsizliğiyle büyüleyen Göldeki Yabancı, kişiyi bomboş bir plaja, ıssız bir ormana iten bir dışlanmışlığın portresini ortaya çıkarırken Hitchcock lezzeti de bahşediyordu. Bütün başrol oyuncuları, hem fiziksel hem de ruhsal açıdan oldukça zorlayıcı performanslar sergilerken adeta perdeden ışıldıyorlardı. Sözün özü, Göldeki Yabancı, festivalin ardından en çok iz bırakacak ve izleyenini en çok düşündürecek filmlerinden biriydi.

Filmin Notu: 4,5/5