33. İstanbul Film Festivali Günlükleri: Bölüm 5

Kaan Karsan
Kaan Karsan
13 Nisan 2014

İstanbul Film Festivali, 33. kez kapılarını açtı. Her gün biraz daha yıpranan, biraz daha tüketilen, biraz daha yorulan Beyoğlu’nda sanki başka türlü bir ilk gün heyecanı kol geziyordu. Gündemden yorulan sinemaseverler sanki her zamankinden farklı bir şevkle sinemaları dolduruyorlardı.

Emek Sineması’ndan dört senedir yoksun olan festival hakkında her şeyi, her sene olduğu gibi bu sene de ‘izledikçe yazacak’ ve bu büyük filmler şöleninin nabzını tutmaya çabalayacağız.

Bizden İyisi Yok / Vi är bäst!

we_are_the_best-2

Afrika’da çocuklar açlıktan ölüyor; sizin tek derdiniz futbol sahaları… Lukas Moodysson’un on üç yaşındaki ‘punk’ları, zor kavradıkları enstrümanlarının tellerine rastgele vururlarken, dünya haline böyle isyan ediyorlar. Bu iki ufaklık, sınıf arkadaşlarına pek benzeyememişler, daha doğrusu, birilerine benzemeyi pek istememişler. Doğuştan gelen asilikleri, dış görünüşlerine yansımış. Tek bir amaçları var: Kurdukları ‘punk’ grubuyla fark edilmek, takdir edilmek. Lukas Moodysson’un festivalin ‘Antidepresan’ bölümünde gösterilen filmi Bizden İyisi Yok, festivalin yoğunlukla ‘ciddi’ filmleri arasında tam bir neşeye kaçış fırsatı. Moodysson büyümeye, toplumsal normlar çemberine ve değişmeye dair önemli cümleler kuruyor. Bu esnada da filmini baştan sona diri tutan bir mizah anlayışıyla konuşuyor. Bizden İyisi Yok, festivalin en önemli filmlerinden biri olmasa da en keyifli filmlerinden biri şüphesiz.

Filmin Notu: 3/5

Taş Bebek / Papusza

papusza-2

Polonya Sineması’nın geçmişle ve geçmiş üzerinden bugünle hesaplaşma geleneği İstanbul Film Festivali’nin ‘Uluslararası Yarışma’ filmlerinden biri olan Taş Bebek’te de devam ediyor. Taş Bebek, genelde Leh Çingeneleri’nin dününü, özelde ise bir çingene şairin ‘mücadele’sini anlatıyor. Joanna Kos, Krzysztof Krauze ikilisi filmlerini siyah-beyaz kotararak filmlerine hali hazırda bir estetik duygusu kazandırırken aynı özeni hikaye anlatımında gösteremiyorlar. Taş Bebek, fotoğrafların gücüne inanan ve gerisini pek önemsemeyen bir sinemacılık örneği… Perdede sürekli olarak güzel resimler görmek mümkün ancak bu resimlerden bir duygu sağmak pek mümkün değil. Filmin dağınıklığının başlıca sebebi olan amatörce yapılmış kurgusu da filme ziyadesiyle hasar veriyor.

Filmin Notu: 1,5/5

Üçleme / Triptyque  

triptique-2

Festivalin ‘Uluslararası Yarışma’sının bir diğer filmi olan Üçleme, üç farklı karakterin üç farklı problemi üzerinden bütün bir tablo çıkarmanın peşinde. Tek istediği yeniden yazabilmek olan şizofreni hastası Michelle, beynindeki bir tümör nedeniyle konuşma yetisini bir süreliğine kaybetmek üzere olan Marie ve alkol sorunuyla baş etmekte zorlanan, elleri titrediği için cerrahlığı bırakmak üzere olan doktor Thomas… Bu üç karakter, bazen birbirlerine tutunarak, bazen de yalnız bir halde ayakta durmaya çabalıyorlar hayata karşı. Üçleme, içeriğinde aslında oldukça parka anlar taşıyor. Ancak bu anlar, sanki, bir türlü organik bir şekilde bütünlenemiyorlar. Filmin ‘gerçek’ arayışındaki ruhuna bir kontrast oluşturan melodramik sahneler de filme kayda değer oranda zarar veriyorlar. Kısacası Üçleme’nin zihinlerde oluşturduğu bir ‘olacakmış ama olamamış’ bir izlenimi var.

Filmin Notu: 2/5

Sokak Köpekleri / Jiao you

stray_dogs

Kadrajın ortasında iki adam var, ellerinde bir reklam tabelası… Rüzgarın karşısında, yağmurun altında, büyük bir dirayetle dikiliyorlar. Evsizler ama konut reklamı yapıyorlar. Geçen dakikaların ardından biraz yaklaşıyoruz birine.  Yüzünden anlaşıldığı kadarıyla, adam tarifsiz bir acı çekiyor. Rüzgara, yağmura, en çok da kendi varlığına direniyor. Günü hayatta kalma çabasıyla geçiyor. Biraz daha yaklaşıyoruz, artık suratını kolayca seçebiliyor, nefes alışını hissedebiliyoruz. Bir şarkı ya da şiir mırıldanmaya başlıyor. Etrafından akan trafiğe rağmen çok yalnız, bağırmasına rağmen sokağın gürültüsü sesine baskın. Kuvvetli rüzgardan şiddetle savrulan tabelasını sabitlemeye çabalarken, bir süre sonra ağlamaya başlıyor. Korkunç bir acı içinde, fotoğrafı hiçbir tartışmaya mahal vermiyor. Elinde konut reklamı tutan evsiz bir adamın ironisini taşımaktan bitap düşmüş belki. Belki de bir alışveriş merkezinde promosyon yemeklerle karnını doyurmaya çalışan iki çocuğu geliyor aklına. Üçü de onları kurtaracak bir anne figürünün arayışında… Tsai Ming-liang’ın ‘Sokak Köpekleri’, fotoğraflarla, anlarla, hislerle bir boşluğun anatomisini ortaya çıkarıyor. Cümlelerin, kelimelerin ve kuralları olan her anlatım yönteminin sadece ‘anlam’ mefhumuna bir sınır çizmekte olduğunu kanıtlıyor sanki bir yandan da. Uzun planların ısrarcılığına dayanamayıp salondan çıkan seyirciler bile perdeyle gözleriniz, hisleriniz arasına bir engel koyamıyor bu filmde. Geçen 140 dakikaya müteakip, kendinizi bir sinema salonunda buluyor ve şoke oluyorsunuz. Uzun sorunun kısası, belki de bu yüzyılın en iyi filmlerinden biri film festivaline gelmiş, daha ne duruyorsunuz?

Filmin Notu: 5/5

 

Kaan Karsan

twitter