33. İstanbul Film Festivali Günlükleri: Bölüm 4

İstanbul Film Festivali, 33. kez kapılarını açtı. Her gün biraz daha yıpranan, biraz daha tüketilen, biraz daha yorulan Beyoğlu’nda sanki başka türlü bir ilk gün heyecanı kol geziyordu. Gündemden yorulan sinemaseverler sanki her zamankinden farklı bir şevkle sinemaları dolduruyorlardı.

Emek Sineması’ndan dört senedir yoksun olan festival hakkında her şeyi, her sene olduğu gibi bu sene de ‘izledikçe yazacak’ ve bu büyük filmler şöleninin nabzını tutmaya çabalayacağız.

Ida

ida-2

Gezmek, eğlenmek, evlenmek, çocuk yapmak… Peki ya sonrası? Sonrası hayat… Ama Ida için o ‘’sonra’’nın bir yere varamıyor olması asıl sorun. Bir tarafta arzular diğer tarafta rahibe olmak için ettiği yemin. Karamsarlığından, kararsızlığından ya da hayattan ne istediğini bilemediğinden seçim diye bir şeyin anlamı da kalmıyor Ida için. Pawel Pawlikowski, 1960’larda Polonya’da geçen ve Holokost’un acıları üzerine kurduğu hikayesinde Yahudi olduğunu öğrenen genç rahibe adayı Ida’yı anlatırken hem din (Hıristiyanlık) ile sekülerizm arasındaki çatışmayı Ida ve teyzesi üzerinden sağlam bir şekilde kullanıyor hem de ‘’hayatın anlamı’’ ve ‘’seçimler’’ üzerine incelikli bir iş çıkarıyor. Ida ile teyzesi arasındaki ilişkiyi aralarındaki farklardan çok ikisinin de geçmiş ve gelecek ile kurdukları bağ belirliyor. Pawlikowski’nin daha önce çektiği bir hayli vasat işleri Aşk Yazım ve Gizemli Kadın’ı unutturacak kadar etkileyici olan Ida, festivalin en iyilerinden.

Filmin notu: 4/5

Şiddet Güzeli / Miss Violence

miss_violence-2

‘’Çok ses getiren’’ kontenjanının bu yıl öne çıkan filmlerinden Şiddet Güzeli, akılda kalıcı açılışına rağmen meselesini hikayesi içinde eriterek sadece ses getirmek konusunda sınıfı geçebiliyor. Aile üzerinden toplumu masaya yatıran yönetmen Alexandros Avranas, aile bireyleri arasındaki ‘’normal’’ olmayan ilişkiler üzerinden otorite, iktidar ve baskı gibi kavramları irdeliyor ancak her sahnede sırf bu kavramları ve iki yüzlü ahlak anlayışını göstermek için hikaye anlatıyormuş gibi hissettiriyor seyirciye. Avranas, evin içinde kurduğu ‘’sapkın’’ yapının normalliği üzerinden çok şey söyleyebilecekken sürekli bu durumun altını çizerek ’’hem rahatsız ederim hem de sistemi deşifre ederim’’ diye bağırıyor adeta. (Özellikle ekonomik sıkıntıların evdeki etkilerine dair sahnelerde) Filmin önemli bir sorunu da şiddeti gösterme biçimi. Yönetmen için neyin şiddet içerdiğini bilemeyiz ancak kağıt üzerinde bile yeterince şiddet merkezli olan bu hikayeyi perdeye aktarırken finale doğru seks/tecavüz sahnesine ihtiyaç duyması her ne kadar – anlayamadığımız – bir tercih olsa da diğer yandan yönetmenin anlatım konusundaki yetersizliğine dair bir şeyler de söylüyor bizce. (Keza, burada sahnenin gösterilip gösterilmemesinden öte bu biçimsel tercihin yönetmenin dili açısından nereye oturduğunu anlayamıyoruz.)

Filmin notu: 1,5/5

Aşkın Yaşı Yoktur / Gerontophilia 

yasi_yoktur-2

‘’Genç Lake ile 80’li yaşlarındaki Mr. Peabody arasındaki imkansız ilişki…’’ Çok ‘radikal’ bir fikir/hikaye/ilişki bulup bunu son derece muhafazakar ve klasik bir sinema diliyle anlatan Aşkın Yaşı Yoktur, festivalin en zayıf filmlerinden. Bruca LaBruce’un yönettiği film Amerikan bağımsız sinemasından çıkmış gibi bir açılışla başkarakteriyle tanıştırıyor bizi. Sempatik, ‘’devrimci-feminist’’ sevgilisi ve sorunlu annesiyle olan ilişkisi Lake’i tanımamız için yetiyor ama asıl hikaye Lake’in yaşlı erkeklerden hoşlandığını anlamasıyla başlıyor. Bir huzurevinde çalışmaya başlayan Lake için bu bulunmaz fırsat oluyor(!) ve aşık olduğu Mr. Peabody ile ilişkisi başlıyor. Aşkın Yaşı Yoktur, beden ve güzellik meselesini tartışmak için iyi bir hikayeye sahip olsa da LaBruce bunun içini boşaltmak için elinden geleni yapıyor. Başkarakterlerin yaşı ve cinsiyeti dışında ucuz Hollywood filmlerinin şablonunu birebir kullanıyor. Lake’in tercihlerini ve toplumdaki yerini bile seyircinin düşünmesine izin vermiyor yönetmen, Lake’i aziz olarak gören eski sevgilisi bizim yerimize düşünüyor sağolsun! En kötüsü ise, ikili (yaşlı-genç eşcinsel çift) arasındaki ilişkiye inandırmayı dahi beceremiyor Aşkın Yaşı Yoktur. Hatta, Lake’in kendi yaşıtı ve karşı cinsten olan eski sevgilisiyle  ilişkisi asıl hikayeden çok daha gerçek duruyor…

Filmin notu: 1/5

 

Hasan Cömert

twitter