33. İstanbul Film Festivali Günlükleri: Bölüm 3

Kaan Karsan
Kaan Karsan
11 Nisan 2014

İstanbul Film Festivali, 33. kez kapılarını açtı. Her gün biraz daha yıpranan, biraz daha tüketilen, biraz daha yorulan Beyoğlu’nda sanki başka türlü bir ilk gün heyecanı kol geziyordu. Gündemden yorulan sinemaseverler sanki her zamankinden farklı bir şevkle sinemaları dolduruyorlardı.

Emek Sineması’ndan dört senedir yoksun olan festival hakkında her şeyi, her sene olduğu gibi bu sene de ‘izledikçe yazacak’ ve bu büyük filmler şöleninin nabzını tutmaya çabalayacağız.

Humus’a Dönüş / The Return to Homs

the_return_to_homs

Talal Derki’nin Sundance’den ödüllü belgeseli Humus’a Dönüş, Beşşar Esed rejimine karşı Humus şehrinde direnen bir grup gencin, ‘örgütsüz’ gibi görünen, acılı ve şok edici mücadelesine oldukça içeriden bir bakış atıyor. Hatta şöyle söyleyelim, Talal Derki ve ekibi, Humus şehrinde nelerin yaşandığını anlatmak için ölümü göze alarak, gözünü karartmış bir cesaretle sonu gelmez çatışmaların ortasında aktif bir şekilde yer alıyor. Belgeselin görsel malzemesi ışığında, ölüm korkusunu oldukça içten bir şekilde hissetmek ve dışarıdan bakmanın soyutlayıcı hissinden kurtulmak mümkün. Ancak Derki, işin metinsel boyutunda oldukça çekingen davranıyor ve seksen dakikayı aşkın bir süre boyunca ‘ölüme kadar’ eşlik edeceğimiz kişilerin karakterlerine dair hiçbir bilgi vermiyor. Böylece, ‘etki’ üzerine kurulmuş bir belgesele donanımlı bir tepki vermek oldukça zor hale geliyor. Humus’a Dönüş, savaşı gösteriyor hatta yaşatıyor ancak savaşa dair hiçbir cümle kurmayarak ve hikayenin önemli taraflarını –işine geldiği için- atlayarak ‘sorumluluk sahibi’ bir eser olmayı başaramıyor.

Filmin Notu: 1,5

Bethlehem

bethlehem

Geçtiğimiz sene Venedik Film Festivali’nin ‘Venedik Günleri’ bölümünde yarışan ve ‘En İyi Film’ ödülüyle dönen Bethlehem, İsrail-Filistin meselesinin gölgesinde dallanıp budaklanan bir hikaye anlatmanın peşinde. Yuval Adler’in filmi bir İsrail ajanıyla Filistinli bir çocuk arasındaki saf dostlukla başlıyor ve bu basit ilişki üzerinden en az bu ilişki kadar saf bölgesel mesajlar vermeye çabalıyor. Filmin iki tarafa da göz kırpan uzlaşma çabası, zaten dağınık olan filmin şeklini iyiden iyiye bozuyor. Dahası, Bethlehem, 100 dakikayı bulan süresince ‘katmanlı’ bir karakter yaratamıyor; sadece belli karakter temsilleri ışığında ve zıtlıklar üzerinden bir gerilim üretmeye çabalıyor.  Filmin finalindeki o –sözde- dokunaklı patlama anı da, bir türlü derinliğini bulamayan hikayenin kurbanı oluyor. Bu sene benzer bir meseleye zeka dolu bir bakış atan ve politik olarak da hem daha doğru hem de daha dürüst bir bakış atan Hany Abu-Assad eseri Omar’dan sonra Bethlehem’i nafile bir çaba olarak anmak daha ferahlatıcı sanki.

Filmin Notu: 1,5/5

İstanbul United

istanbul_united

Bir belgeselciye muazzam bir malzeme sunan Gezi Protestoları’nın futbol taraftarlığıyla ilişkili tarafına odaklanan İstanbul United, Farid Eslam, Olli Waldhauer ikilisinin kamu tarafından finanse edilen ve proje aşamasında büyük bir merak ve heyecan uyandıran belgeselleri… Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim, İstanbul United, Gezi günlerinde parkta tek yürek olan insanları hiçbir şekilde tatmin etmeyecek. Hafızalarımızı fazla zorlamamıza gerek yok, o günlerde İstanbul’un üç büyük takımının taraftarları, Taksim’in göbeğinde atılan bu özgürlük çığlığına kayıtsız kalmamışlar; hatta bu ortamda yer yer başrolü üstlenmişlerdi. İstanbul United da, bunca zaman birbirine düşman olan taraftar gruplarının birlikteliğine çok şaşıran, bu hale oldukça dışarıdan ve eksik bir bakış atan bir belgesel. Önce, aslında çok küçük bir pencereden baktığı takım tutma aidiyetini –istemli ya da istemsiz olarak- büsbütün küfür ve saldırganlık üzerine kurulmuş, holiganlardan oluşan bir müessese olarak yansıtıyor; sonra da oluşturduğu bu eksik intibanın üzerine Gezi’yi ruhunun taşıdığı değişim rüzgarını kurmaya çabalıyor. Nihayetinde, bu belgesel hem Gezi’yi hem de taraftarlık kültürünü yanlış okuyor. Filmin finali de, yönetmen ikilinin ülkede yaşananlardan ne kadar habersiz olduğunun bir kanıtı niteliğinde. İstanbul United, çok basit bir ‘neden?’ sorusuna karşı bile cevapsız kalan bir belgesel.

Filmin Notu: 1/5

Çevreyolu / Sacro GRA

sacro_gra

Venedik Film Festivali’nin ana yarışmasından ‘Altın Aslan’ ödülüyle dönen ilk belgesel olma özelliğini taşıyan Çevreyolu, Roma’nın etrafını saran bir otoyolu ‘mekan’ olarak alıyor. Dünyanın bütün turistlerine göz kırpan, o gösterişli, canlı ve muhteşem şehrin çok az uzağındayız belki. Ama kendimizi çok başka bir yerdeymiş gibi hissediyoruz. Belgesel, bu otoyolun civarında yaşayan birkaç insanı neredeyse ‘rastgele’ bir biçimde seçiyor ve onların hayatını izliyor. Bu insanlara hiçbir şekilde müdahale etmiyor, her şeyi oluruna bırakıyor; her şeyin özerk bir şekilde ‘anlam’ sahibi olduğu farkındalığıyla hiçbir hayattan yeni bir anlam devşirmiyor. Çevreyolu, bir anlamda, kafamızdaki Roma imgesini dürtmenin ve genişletmenin peşinde. İnsanlar yaşamaya, daha doğrusu, bir şekilde varolmaya çabalıyorlar. Yönetmen Gianfranco Rosi, biçimci olduğunu söyleyebileceğimiz, belgeselini ‘yaşamak duygusu’ üzerine kuruyor. Film fotoğrafları gösteriyor, fotoğraflar kendini anlatıyorlar. Çevreyolu, Roma’nın görünmeyenleri üzerine sade ve stilize bir bilinçakışı. Gözünüzün aldığı ışığa bağımlı olarak karamsar ya da iyimser…

Filmin Notu: 3/5

***

Kaan Karsan

twitter