33. İstanbul Film Festivali Günlükleri: Bölüm 2

Kaan Karsan
Kaan Karsan
11 Nisan 2014

İstanbul Film Festivali, 33. kez kapılarını açtı. Her gün biraz daha yıpranan, biraz daha tüketilen, biraz daha yorulan Beyoğlu’nda sanki başka türlü bir ilk gün heyecanı kol geziyordu. Gündemden yorulan sinemaseverler sanki her zamankinden farklı bir şevkle sinemaları dolduruyorlardı.

Emek Sineması’ndan dört senedir yoksun olan festival hakkında her şeyi, her sene olduğu gibi bu sene de ‘izledikçe yazacak’ ve bu büyük filmler şöleninin nabzını tutmaya çabalayacağız.

O ehthros mou / İçimizdeki Düşman

içimizdeki düşman

Fitilini Dogtooth’un ateşlediği ‘Yunan Yeni Dalgası’ festival kıyılarına vurmaya devam ederken, nihayet, Yunanistan’dan gelen, ‘sözü özü bir’ bir film ile karşı karşıyayız. İçimizdeki Düşman, hali vakti yerinde, orta sınıfa mensup bir çekirdek ailenin, yaşadıkları bir şiddet olayının akabinde normalliğe elveda deyişlerini anlatıyor. Belki de en sevdiği şey sahip olduğu hayat standartları olan aile babası Kostas Stasinos, o güne kadar gözardı ettiği tüm korkularıyla bir anda karşı karşıya kalıyor. İçimizdeki Düşman, basite indirgersek, dün idam cezasının gayrimeşruluğunu savunan bir adamın elinde bir silah ile intikam peşinde koştuğu bugününü ele alıyor. Daha önce benzerlerini defalarca izlediğimiz bir hikayenin, yeni bir şeyler sunduğunu iddia etmemiz ise maalesef pek mümkün değil. İçimizdeki Düşman, özellikle ‘Yeni Yunan Sineması’nın son dönemi hesaba katılırsa, duygusu oldukça hafif kalan bir film. Belki de onu özel yapan da bu. Ancak özel olmak her zaman iyi bir şey değil.

Filmin Notu: 2/5

Trespassing Bergman / Bergman’ın Evinde

bergmanın evinde

Jane Magnusson, Hynek Pallas’ın büyük bir Bergman sevdasıyla yoğurdukları Bergman’ın evinde, ünlü simaların gözünden ‘Bergman Sineması’nı anlatmanın peşinde. Tomas Alfredson, Lars von Trier, Martin Scorsese, Woody Allen, Wes Anderson, Michael Haneke, Francis Ford Coppola, Wes Craven, Zhang Yimou gibi büyük isimler başta olmak üzere, birçok sinemacı Bergman ile kurdukları ilişkiyi bir kamera karşısında, zaman zaman ziyadesiyle kişiselleştirerek anlatıyorlar. Hatta bu isimlerden bazıları Bergman’ın evine giderek biriktirdiği VHS’lere bakıyor, onun bugüne kadar gizli kalmış arka odalarında geziniyorlar. Yönetmen ikili gördüğünüz üzere yola oldukça parlak bir fikirle çıkmışlar. Ancak iş uygulamaya gelince, planladıkları şeyin ortaya çıkmadığını kendileri de fark etmiş olmalılar. En azından filmin son kurgusuna bakınca bu anlaşılıyor. Bir türlü belli bir iskelete oturmayan, dağınık, eksik ve bir izlekten yoksun bir belgesel Bergman’ın evinde. Yine de kimi anlarıyla eğlendiriyor; çoğu anıyla ise tekrar Bergman izleme şevki veriyor.

Filmin Notu 2/5

Attila Marcel

attila marcel

Belleville’de Randevu ve Sihirbaz gibi iki şahane animasyonla yeni dönem Fransız Sineması’nın en yaratıcı isimlerinden biri olarak hızlıca kabul gören Sylvain Chomet’nin ilk live-action filmi olan Attila Marcel, küçükken yaşadığı bir travma sonucu konuşma yetisini yitiren bir adamın, puslu geçmişi aydınlatmanın peşine düşmesi hikayesini anlatıyor. Chomet, her ne kadar live-action bir film yapıyor olsa da, kurduğu görsel dünyayla beraber yaptığı animasyonlara göz kırpıyor. Filmin en büyük problemi ise, bütün karakterlerin tıpkı bir animasyonda olduğu gibi ‘iki boyutlu’ olması. Eğer Chomet’nin kurduğu bu absürt, uç ve sulu dünyaya kendinizi verebilirseniz Attila Marcel’den keyif almanız mümkün. Ancak bize kalırsa, bu film şakasına pek gülünmeyen bir karikatür olmanın ötesine geçemiyor.

Filmin Notu: 1,5/5

Calvary / İnfaz

calvary

Bir önceki filmi The Guard ile oldukça ilgiye mazhar işler yapacağını çoktan müjdelemiş olan John Michael McDonagh’ın yeni filmi İnfaz, bizi ‘tanrının unuttuğu’, küçücük bir kasabaya götürüyor. Birbirinden neredeyse nefret eden insanların yaşadığı bu kasabanın pederi olan James Lavelle, bir günah çıkarma seansında kabinin öteki tarafındaki kasaba sahibi tarafından bir hafta içerisinde ‘masum olduğu için’ öldürüleceğini öğreniyor. McDonagh’ın baştan sona ve tam anlamıyla kara mizah ile ördüğü filmi, ‘iyilik’ ve ‘kötülük’ kavramları üzerine kafa yoruyor; topluma egemen ve içi boşaltılmış ahlak anlayışı üzerine oldukça karamsar tespitlerde bulunuyor. İnfaz, bir anlamda, İsa’nın çarmıha gerilişini, -tıpkı orijinal adının da müjdelediği gibi- küçük bir İrlanda köyüne uyarlıyor. Nihayetinde uzlaşmıyor; kesin bir sonuca varmayı reddediyor ve temas ettiği hiçbir histe diretmiyor. Filmin başrolündeki Brendon Gleeson ise senenin ve kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiliyor. Festival programının tartışmasız en iyilerinden…

Filmin Notu: 4/5