32. İstanbul Film Festivali Günlükleri – 6

Başka Bir Hayat / Dans la maison

dans la maison

Ozon’un son filmi, sinemasına dair sevilen ne varsa bir araya getiren ve gerçek ile kurmacayı dans ettiren lezzetli bir Fransız Sineması örneğiydi. Ozon, sınıfsal çatışmalara ve çocuk-ebeveyn ilişkisine göz atmıyordu; Fransa’daki eğitim sistemi üzerine olan hicivlerini de çekinmeden dile getiriyordu. “Başka Bir Hayat” mükemmel senaryosuyla su gibi akıp gidiyordu. Kimi anlarında sarkıyor ve kendi lezzetini sömürüyordu; ancak genel anlamda Ozon’un geri dönüşünü müjdeliyordu. Ozon yine orta sınıf aileyi terbiyesizce gözlemliyor, gerektiğinde müdahale ediyor ve onların hayatına farklı bir heyecan katıyordu. İşin tuhaf yanı bizi de bu günahına ortak ediyor ve bundan keyif almamızı sağlıyordu. Uzun lafın kısası “Başka Bir Hayat” Ozon filmografisindeki nadide eserlerin tonuna çalıyor ve özel bir festival anısı olarak zihinlere kazınıyordu. (Kaan Karsan)

Çocuk Pozu / Pozitia copilului

child's pose

Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı ile dönen ve ayağının tozuyla İstanbul Film Festivali’ne konuk olan Çocuk Pozu festival programında karşımıza çıkan en güçlü eserlerden biriydi. Tıpkı A Seperation gibi bir suç sürecinden hareket geçen ve vuku bulduğu coğrafyadan hareketle dair hem yerel hem de evrensel mesajlar içeren film, dramatik yönüyle olduğu kadar mizahi yönüyle de göz dolduruyordu. Yönetmeni Calin Peter Netzer’in müthiş ritmik yönetimi gerçeklik duygusunu harika bir tempoyla harmanlıyordu. Çocuk Pozu, tüm yan karakterlerini derinleştirerek seyircisini katıksız bir gerçekliğin içerisine yuvarlıyordu ve probleminin evrenselliği sayesinde etkileyici bir duygudaşlık köprüsü inşa ediyordu. Çocuk Pozu, sadece festival programının değil senenin de en iyi filmlerinden biri olarak kayda geçeceğine dair bizi ikna ediyordu. (Kaan Karsan)

Gülen Adam / L’homme qui rit

l'homme qui rit
Victor Hugo’nun klasik romanından uyarlanan ve prömiyeri Venedik Film Festivali’nde yapılan “Gülen Adam (The Man Who Laughs)”, İstanbul Film Festivali’nde de “Edebiyattan Beyazperdeye” bölümünde seyirciyle buluştu. Çocukken kaçırılan ve yüzüne bıçakla şeytani bir gülüş eklenen Gwynplaine’in panayır soytarısından saray soylusuna uzanan hayatını anlatan film, teatral bir dram olarak kurgulanmış. Sinemaseverlerin yoğun ilgi gösterdiği gösterimin ardından, yönetmen Jean Pierre Améris ile de bir söyleşi gerçekleştirildi. Tarihi değil masalsı bir film çekmek istediğini özellikle vurgulayan yönetmen, bu filmi 15 yaşında Hugo’nun romanını okuduğunda çekmeye karar verdiğini ve yıllardır bunun için uğraştığını anlattı. Tamamı Prag’da bir stüdyoda çekilen film, yer yer stüdyoya sıkışmışlık hissi verse de izleyenleri tatmin edecek bir görsellik sunuyor. (Güzin Tekeş)

Kapital / Le capital

le capital
Usta yönetmen Costa Gavras’ın son filmi “Kapital (Capital)”, finans dünyasının iç yüzünü gözler önüne seriyor. Vahşi kapitalizmin belkemiğini oluşturan legal tefecilerin, yani bankaların hassas dengelerini, ummadığı bir anda kendini suyun başında bulan bir banka ceo’sunun pozisyonunu koruma mücadelesi üzerinden anlatan film, çarpıcı bir sistem eleştirisi yapıyor. Hayatı boyunca faşizmi ve kapitalizmi eleştiren filmler çeken yönetmen Costa Gavras’a “Yaşam Boyu Başarı Ödülü”nün de verildiği gösterim, ironik bir şekilde festivalin “Akbank Galaları” bölümünde gerçekleştirildi. Ayrıca Emek Sineması’nın yıkımına karşı yapılan protestoya da katılan Gavras, “her şey direnmekle başlar” sözleriyle sinemaseverlere mücadelelerinde destek verdi. (Güzin Tekeş)

Leviathan

leviathan

“Hiç görmediğiniz türden bir film” ifadesinin gördüğümüz her filmin tanıtımlarında kullanıldığı aşikâr. Leviathan ise kendini tanımladığı bu cümleyi hakikaten karşılayabilen türden bir filmdi. Evet, “Leviathan” için kısaca, balıkçılık üzerine bir belgesel diyebiliriz. Bu ifadenin ötesi ise filmin kendi sınırları dâhilinde… Açıkça söylemekte sakınca yok, Leviathan belki de festival programının üzerine en az laf söylenebilecek filmlerinden biri. Bunun nedeni de zaten bizzat kendisi. Düşünün, kaç film denize karşı bir korku besleyen bir seyirciyi derinden yaralayabilir ki? Daha da ileri gidelim, kaç film bir sinema salonunda deniz yüzünden midenizin bulanmasına sebebiyet verebilir? Bu sorunun cevabı bir, rakamla 1. O film de karşınızda duruyor. Leviathan ‘sıradan’lığı belgelerken psikolojik sakıncaları olan ve eşi benzeri olmayan bir film. Gördüğümüz için şanslıyız. (Kaan Karsan)

Zıt Kardeşler / Le grand soir

le grand soir

Cannes Film Festivali’nin “Belirli Bir Bakış” bölümünden Jüri Özel Ödülü ile dönen Zıt Kardeşler amiyane tabirle bir büyüyememe ve bundan hoşnut olma durumunu peliküle döküyordu. Filmin mizah anlayışının oldukça farklı olduğunu kabul etmekle beraber herkese hitap eder türden olmadığını ise acilen söylemek gerekiyordu. Sinemanın nimetlerinden minimal ölçüde yararlanmayı seçen yönetmenlerimiz, tüm kozlarını absürt tonlarda gezinen iki kardeş karakter üzerine oynuyorlardı. Bu da filmin bakış açısına göre ya oldukça sıkıcı ya da oldukça akıcı hale gelmesini sağlıyordu hiç şüphe yok ki. Le Grand Soir bizi hiç güldürmeyen; ancak güldürdüğünü de oldukça güldüren türden bir filmdi. “Belirli Bir Bakış” bölümünden ödülle dönmesini ise açıklamak neredeyse imkansızdı. (Kaan Karsan)