20. Altın Koza Ulusal Yarışma Filmleri ve Ödülleri

Çanakkale Yolun Sonu

canakkale-1

Ödül: Adana İzleyici Ödülü

Çanakkale filmleri furyasının eli yüzü en düzgün filmi olan Çanakkale Yolun Sonu, Hollywood’vari bir çatışma üzerinden ilerliyor ve iki keskin nişancının Çanakkale Savaşı’ndaki rekabetini anlatmaya koyuluyordu. Amerikan film grameri –birçok majör eksiği dahilinde barındırıyor olsa da- bir şekilde filmin anlatısına oturtuluyordu. Benzer filmlerin dirsek temasında duran hamaset duygusu olabildiğince azaltılmış ve bunun ‘hissi yorumlanmış’ bir mesele olduğu pek saklanmamıştı. Çanakkale Yolun Sonu’nun sorunları ise Türkiye anaakım sinemasının genel sorunlarıyla aşağı yukarı aynıydı. Film izleyicinin içi boşaltılmış beklentilerini hedef alıyor ve ‘dizi’ estetiğini, kurgusunu benimsiyordu. Oyunculuklar da aynı oranda ‘düşük’ kalıyorlardı. Fakat filmin birçok uzvuyla pek de fena olmayan bir çaba olarak kabul edilmesi işten değildi. (Kaan Karsan)

Daire

daire

ÖdülFilm Yön En İyi Yönetmen Ödülü

Atıl İnaç’ın ‘denediği’ lakin büyük oranda yanıldığı filmi Daire, bir ‘eve dönüş’ hikâyesini farklı dertlerle makyajlıyor ve birçok probleme aynı anda yoğunlaşıyordu. Bir tarafta babasının beklentileri altında ezilmiş, neredeyse nihilist bir felsefeci, diğer tarafta dünyanın kendisini hayallerinden uzaklaştırmasına alışmış bir kadın, en uzakta da hayat boşluğuyla dolup taşan bir adam vardı. Atıl İnaç, tüm bu öyküleri zeytin ağaçlarıyla süslü Ege görselliği içerisinde iç içe eritiyor ve gerçek ile hayalin karmaşasına yöneliyordu. Lakin bambaşka cümleler sarf eden hikâyeler ‘armonik’ bir dokuya bürünemiyor ve paralel olarak akamıyorlardı. Bu durum da filmi bölüyor ve karakterleri birbirinden istemsizce ayırıyordu. Görsellik ise genel olarak bir sinema filmi olmanın gerekliliklerini karşılar düzeydeydi. Belli ki Daire için fazlasıyla özenilmişti. (Kaan Karsan)

Eve Dönüş Sarıkamış 1915

eve dönüş

Ödüller: En İyi Sanat Yönetmeni: Tural Polat, En İyi Müzik: Mihaly Vig

Alphan Eşeli’nin ilk filmi “Eve Dönüş: Sarıkamış 1915”, adının çağrıştırdıklarının arkasına gizlenmeyen ve başından sonuna kadar hem açık alanda hem de kapalı mekanda iç gerilimini koruyabilen bir çalışma. Sağlam bir işçilik ve hikaye anlatımının öne çıktığı filmin oyuncuları da zorlu koşulları hissettiren performanslar sergiliyorlar, özellikle de Serdar Orçin ve Nergis Öztürk. Alphan Eşeli, beyazın hakimiyetiyle bedenlenen filminde, Hayk Kirakosyan’ın görüntü çalışmasındaki özenden de epeyce besleniyor. Bu ‘organik gıda’yı güzelce hazmederken, setin diğer unsurlarına hakimiyetini de gösteriyor yönetmen. Kimi kusurları da var filmin, ama en temel olanı finalde yaptığı seçim bize sorarsınız. Hikayenin ‘bittiği yer’de nihayete erdirmiyor filmini Eşeli ve o noktaya kadar yarattığı etkiyi zayıflatıyor. (Murat Özer)

Gözümün Nuru

gözümün nuru

Ödüller: En İyi Film, En İyi Kurgu: Ali Aga, En İyi SenaryoHakkı Kurtuluş, Melik Saraçoğlu, SİYAD En İyi Film Ödülü

Melik Saraçoğlu ve Hakkı Kurtuluş ikilisinin ikinci filmi Gözümün Nuru, otobiyografik dokü-dramayı mizah duygusuyla yoğuran, muzip bir filmdi. Melik Saraçoğlu, kendisini oynarken kendi hayatına ışık tutuyor ve geriye kalan tek gözünü de kaybetmekle karşı karşıya kalan bir sinema öğrencisinin hikâyesini anlatıyordu. Sözün özü yönetmen ikili yaşadıkları bir şeye karşı ‘bunu çeksek film olur’ demişlerdi ve gerçekten de film olmuştu. Gözümün Nuru’nun epeyce serbest ve mizahi bir anlatısı vardı. Lakin filmle temasa geçemeyen biri için bu dağınıklık eziyete dönüşebiliyordu. Hikayenin ‘özü’ gereğine çok fazla tekrara düşüyor ve bu tekrarları zekayla süsleyemiyordu. Bazen komik bazen trajik olan film kimi anlarında da komik olmaya çabalarken trajikti. En nihayetinde film, hem eksikliklerine hem de fazlalıklarına rağmen mutlaka tartışılması gereken bir çabaydı. (Kaan Karsan)

 

Hadi Baba Gene Yap

hadi baba

İlk filmi Teslimiyet’te dikkat çekici bir hikayeyi odağına alan Emre Yalgın’ın yazıp yönettiği Hadi Baba Gene Yap festivalin merak edilen filmleri arasındaydı. Ne var ki bu merak süreci pek de olumlu bir finalle sonlanmadı. Konu olarak ailesinden ayrı büyümek durumunda kalan Murat’ın yıllar sonra ailesine dönmesi ve hem çocukluğunda yaşadığı ağır travmayla hem de ailesiyle hesaplaşmasına odaklanıyor. Film bunu yaparken ise işin senaryo tarafına çalışmayarak en büyük firesini veriyor. İçerisinde kaybolduğu hikayesi, devamlılık ve tutarlılıktan uzak kalırken, izleyiciyi etkilemeye çalıştığı patlama anları ise fazlasıyla teatral ve gülünç. 98 dakikalık süresi boyunca, minimal hikayesini bir türlü toparlayamayan film hem genelinde hem de herhangi bir kesitinde ortalama bir seyirlik olmanın çok uzaklarında dolanıyor. Görüntü yönetimi ve ses montajı konusunda epik kusurlar taşıyan film, kurgu ve oyuncu yönetimi konusunda da sürekli tökezlemekten kurtulamıyor. Bu haliyle bir çabayı hissettiren ancak hiçbir anlamda yetenek sergilemeyen Hadi Baba Gene Yap, festivalin en zayıf halkaları arasında. (Gülçin Kaya)

Hayatboyu

hayatboyu

Aslı Özge’nin merakla beklenen ikinci filmi Hayatboyu festivalin yarışma bölümü kapsamında bir kez daha görücüye çıktı. Aslı Özge bu kez ‘burjuvazinin alelade iticiliğini’ beyazperdeye taşıyor ve kadının üst sınıf içerisindeki konumu ile sınıfsal çatışmalara da göz atıyordu. Film ilk dakikalarından itibaren anlattığı dünyanın yapaylığını ‘gerçekleştirmek’ adına elinden geleni yapıyordu. Ancak bile isteye inşa edilen o plastik dünya karikatür halleriyle gediklerini gizleyemiyordu. Bu argümanı destekleyecek bir örnek olarak da –oldurulmuş burjuvaziyi tanımlamak adına- filmin çok konuşulan “Avokado aldın mı?” sahnesini örnek gösterebiliriz belki de. Bunun yanısıra daha önce, sinemanın büyük klasiklerince de, defalarca ele alınmış bir meseleyi “bir kere de bizden dinleyin” fikri çok da parlak değildi, kabul edelim. (Kaan Karsan)

Jin

jin

Ödüller: En İyi Yönetmen Ödülü: Reha Erdem, Türkan Şoray Umut Genç  Veren  Kadın Oyuncu: Deniz Hasgüler

Reha Erdem’in iki tarafa da yaranma çabası gütmeyen ‘Kürt Sorunu’ filmi Jin, Erdem’in yönetmenlik konusundaki daimi başarısını tekrarlıyor; ancak öykünün suskunluğuyla tökezliyordu. Erdem, özgürlük arzusuna ve bu arzunun geçmişine pek yaklaşmıyor; daha çok ele aldığı karakter olan Jin’in kaybolmuşluğuna yanaşıyordu. Bu da filmin duygusal yoğunluğunu belli bir noktaya kilitliyor ve yönetmenin daha geniş bir perspektiften bakmasına engel oluyordu. Bütün bunların yanında Reha Erdem’in görsel dehası filmin her anında kendini hissettiriyordu. Jin, yönetmen tarafından tasarlanan ürkütücü atmosferin tüm katmanlarını muhafaza etmeyi başarıyordu. Deniz Hasgüler ise diyaloglarda yaşadığı sıkıntıları fiziksel çabasıyla gizlemeyi ve nihayetinde de takdir görme hakkına ulaşmayı başarıyordu. (Kaan Karsan)

Köksüz

köksüz

Ödüller: Yılmaz Güney Ödülü, En İyi Kadın Oyuncu: Ahu Türkpençe, Lale Başar, En İyi Yardımcı Kadın OyuncuMelis Ebeler, Umut  Veren  Genç Erkek Oyuncu: Savaş Alp Başar

Deniz Akçay Katıksız’ın İstanbul Film Festivali’nde prömiyerini yapan ve  Venedik Film Festivali’nde Geleceğin Aslanı ödülü için yarışan ilk uzun metrajlı filmi, Altın Koza’nın da en çok konuşulan filmlerinden biri oldu. Özellikle senaryosuyla rakiplerine gözdağı veren Köksüz’ün iddialı olduğu bir diğer yanıysa oyunculuk yönetimiydi. Lale Başar’ın etkileyici performansına uyum sağlamakta güçlük çekmeyen Ahu Türkpençe ve Savaş Alp Başar’ın kendi dallarında sivrilmemeleri pek mümkün değildi. Köksüz’ün en büyük kozu, içine girebildiğiniz takdirde inandırıcılığına kendiliğinden ikna olacağınız senaryosu. Baba figürünün olmadığı iki çocuklu bir aileyi masaya yatırıp her ferdinin ruhsal dünyasını ayrı ayrı izleyiciye sunan film, bunu yaparken kendi bütünsel gerçekliğini de başarıyla kurmuş oluyor. Filmin etkisiz kaldığı alanlar ise bir türlü sinemasal bir tat uyandıramayan estetik duygusu ve kurgusu oluyor. Hikaye anlatıcılığı konusunda ilgiye değer bir yanı olan Deniz Akçay Katıksız ise ikinci filmini mutlak surette görmek istediğimiz yönetmenler arasına giriyor. (Gülçin Kaya)

Lal

lal

Semir Aslanyürek filmografisinin muhtemelen en iyi filmi olan Lal, daha geniş bir yelpazede kesinlikle iyi bir film değildi. Sinema ve Yılmaz Güney sevdasıyla yollara düşen iki çocuğun ‘memleket’ sorunlarıyla ve çatışmalarıyla naif bir şekilde yüzleştikleri hikâye olayları adeta Levent Kırca yüzeyselliğiyle ilerliyor ve ele aldığı sorunlara karşı çok basit kalıyordu. Filmin başrolündeki iki genç oyuncu ise en azından Lal’den sonrası için umut veriyordu. Lal’in önem teşkil eden tek tarafı ise ‘sosyalizm’ aşkını ayan beyan dile getirmesi ve sosyalizmi birçok şeyin çözümü olarak görmesiydi. Tabii çizdiği çemberin içini pek doldurmaması filmin daha öteye gitmesini engelliyordu. Sonuç olarak Semir Aslanyürek diri ancak sönük bir film yaparak büyük bir adım atmayı başaramıyordu. (Kaan Karsan)

Soğuk

soguk

Ödül: En İyi Görüntü Yönetmeni: Emre Tanyıldız

Uğur Yücel’in yazıp yönettiği ve dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapan Soğuk, gücünü ve tek ilgi çekici yanını hikayenin geçtiği karla örtülü Kars’ın sinemaya son derece yakışan dondurucu atmosferinden alan bir yapıt. İzbe bir kasabanın gelenek ve rutinleri genelinde Balabey’in bu gelenekleri hem reddedip hem de kabul ederek bir fahişeye aşık olmasını konu alan film bu aşamada iki toplum/topluluk üzerinden çeşitli tespit ve çıkarımlar yaparak ilerliyor. Sadece görüntü yönetimi konusunda küçük bir iddiası olan ve bu alanda daha iddialı rakiplerini geride bırakarak ödüle uzanan Soğuk’un yarattığı en belirgin hayal kırıklığı ise yaratıcılık sorunları içeren senaryosu. Fena başlamayan hikayesi, dakikalar içerisinde öngörülmeyen bir yola sapan Soğuk, kişisel bir hikayeden toplumsal bir damar yakalama ve buradan özeleştiri çıkarma konusunda sıkıntılar yaşıyor. Bilhassa ötekileştirme ve toplumsal kimlikler üzerine giderken bunları bir türlü hikayesinin doğal akışına yediremiyor. Hal böyle olunca da izleyicisini filmden uzaklaştırabilecek yabancılıktaki anlara ev sahipliği yapabiliyor. (Gülçin Kaya)

Yarım Kalan Mucize

yarım kalan

Biket İlhan’ın son sinema denemesi, İkinci Dünya Savaşı döneminde Anadolu’nun bir köyünde geçiyor. Konusuna bakarak bir dönem filmi olduğunu gördüğümüz film, sadece konusuna bakarak dönem filmi olduğunu kavrayabildiğimiz filmler arasında. Ne kostüm ne de mekan tasarımı olarak bir dönem filmi olmanın tadını çıkaramayan yapıt, Köy Enstitüleri’ni beyazperdeye taşıyor ve dönemin toplumsal yapısını Köy Enstitüleri’ni temel alarak işliyor. Filmin bunları yapabilmesi için gerekli olan ama yanına almayı unuttuğu diğer ögeler bir sinema filmini sinema filmi yapan parçalar. Özellikle dikkat çekilmesi gereken yanları ise rüya sekansları ve filmin açılışı itibarıyla peşimizi bırakmayan dış ses. Göğüs gerebildiğiniz derecede izlenebilirliği olan bir akışta ilerleyen film, gücünü gerçek kişiliklerden ve yaşanmışlıklardan almaya çalışıyor ve filmin birkaç kez yerinde alkışlarla bölünmesinden anlaşılacağı gibi izleyici nezdinde bunu başarıyor. Ancak dönemin toplumsal psikolojisini ve karakterlerini eleştirme hevesini, onları karikatürlere çevirip sıkıcı tespitlere boğarak birbirinden acemi anlarla aceleci bir finale doğru ilerliyor. (Gülçin Kaya)

 

Yozgat Blues

yozgat

Ödüller: En İyi Film, En İyi Senaryo: Tarık Tufan, Mahmut Fazıl Coşkun, En İyi Erkek Oyuncu: Ercan Kesal, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Tansu Biçer, Film Yön En İyi Yönetmen Ödülü: Mahmut Fazıl Coşkun

Uzak İhtimal ile tanıdığımız Mahmut Fazıl Coşkun’un ikinci uzun metraj filmi olan Yozgat Blues, İstanbul’dan Yozgat’a giden Yavuz ve ona eşlik eden Neşe’nin hikayesini ele alıyor. Başrollerde Ercan Kesal ve Ayça Damgacı; yardımcı rollerde ise Tansu Biçer ve Nadir Sarıbacak’ın etkileyici oyunculuk performanslarıyla göze çarpan film, hikayesinin geliştiği Yozgat’ı bir araç olarak kullanarak taşranın, karakterlerin ruhsal ve fiziksel özelliklerinin üzerindeki neden ve sonuçlarını inceliyor. Film boyunca sokaklarında çok fazla gezinemediğimiz Yozgat, genellikle kapalı mekanlarda ya da birkaç köşe başında, içinde yaşayan ya da büyük şehirden misafirliğe gelen karakterlerin şehri değil, kendilerini tanımasını sağlıyor. Bu süreç ise senaryo anlamında teklemeyen, yönetmenlik, kurgu ve görüntü yönetimi anlamında ise Uzak İhtimal’in üstüne çıkan başarılı bir seyirde ilerliyor. (Gülçin Kaya)