16. Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali Günlükleri – 2

Güzin Tekeş
Güzin Tekeş
13 Mayıs 2013

Baby Blues (Annelik Hüznü)
Annelik rolüne farklı bir açıdan yaklaşan “Baby Blues”, festivalin en çok ilgi gören filmlerinden biri oldu. Henüz ergenlik çağında bebek sahibi olmuş bir annenin kendi kimliğini bulmaya çalışırken, bir yandan da kucağında bebeği olsa da hayatını yaşamaktan geri kalmadığı bir hikâye anlatan film, yönetmenin tanımıyla “bir hippinin milli marşı”. Genç yönetmen Katarzyna Roslaniec, katıldığı gösterimde, bugün Polonya’da tam da filmde anlatıldığı gibi, gençlerin her aklına eseni yapmasının moda olduğu bir hayatın yaşandığını dile getirdi. Ancak filmin yine bu sebepten ülkesinde tepkiyle karşılandığını belirten yönetmen, filminde genç annelikten ziyade yaşamın bir moda akımına dönüşmesini anlatmaya çalıştığını söyledi. “Baby Blues”, renkli görüntüleri ve dramatik finalinin yanı sıra genç başrol oyuncusu Magdelena Berus’un etkileyici performansıyla da dikkat çekiyor.

baby

In the Name of… (…Adına)
Daha önce İstanbul Film Festivali’nde İstanbullu sinemaseverlerle buluşan Polonya filmi “In the Name of”, Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nin “Pembesiz Mavisiz” bölümünde de Ankaralı izleyicilerle buluştu. Yönetmenliğini Malgoska Szumowska’nın yaptığı ve Berlinale’de “Teddy Ödülü” kazanan film, küçük bir kasabada, sorunlu erkek çocukların kaldığı bir toplum merkezinde görev yapan ve yöre halkı tarafından sevilip takdir edilen bir rahibin, eşcinsel eğiliminden dolayı başına gelenler anlatıyor. Memleketi Polonya’da özellikle din ve cinsellik konularında büyük tartışmalara yol açan film, samimi dili ve sade anlatımıyla göz dolduruyor.

ADINA

Araf (Somewhere in Between)
Çeşitli Türkiye ve dünya festivallerinden ödülle dönen Yeşim Ustaoğlu’nun son filmi “Araf” da Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nde gösterilen filmler arasında. Zehra ve Olgun adında iki gencin, bir otobüs mola yerinde sıkışıp kalan monoton hayatlarının; Zehra’nın, bir düğünde tanıştığı kamyon şoförü Mahur’a âşık olmasıyla altüst oluşunu anlatan film, festivalin “Türkiye’den Filmler” bölümünde seyirciyle buluşuyor. Neslihan Atagül, Barış Hacıhan ve Nihal Yalçın’a ödül getiren film, Türkiye sinemasının belki de gelmiş geçmiş en gerçekçi düğün sahnesini barındırıyor. Filmdeki başarılı performansı ile pek çok kez “En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu” ödülünü kucaklayan Nihal Yalçın’ın, tren istasyonundaki monologu ise Türkiye sinemasında son yıllarda gördüğümüz en çarpıcı sahnelerden biri. Yapacağı her iş merakla beklenen kadın yönetmenlerden olan Yeşim Ustaoğlu’nun görselliğiyle de dikkat çeken filmini gözden kaçırmamakta fayda var.

araf

My Beautiful Country (Güzel Yurdum)
Michaela Kezele’in çektiği Hırvatistan filmi “My Beautiful Country”, 90’ların sonunda Sırplar ve Arnavutlar arasında yaşanan savaşı kendine fon alıyor. Film aslında bizim Yeşilçam filmlerinden iyi bildiğimiz bir hikâye anlatıyor. Yaralı bir adamın, köyde yaşayan iki çocuklu, dul bir kadının evine sığınması, kadının önce düşmanca yaklaştığı adama vicdanını dinleyerek yardım etmesi ve zamanla ikili arasında günden güne alevlenmeye başlanan aşk hikâyesi, savaş atmosferinde olmasa da bizim için oldukça tanıdık. Nato’nun, Kosova Savaşı sırasında bölgeye kimyasal silahlarla müdahale ettiği yönündeki iddiaları da göz önünde bulunduran filmin gösterimi, yönetmenin de katılımıyla gerçekleştirildi. Savaş sırasında yaşanan farklı olaylardan bir araya getirilmiş film dramatik bir kurguya sahip olsa da anne ol(a)mamış kadınlara karşı kullandığı dil, festival seyircisi tarafında tepkiyle karşılandı.

beat

Benim Çocuğum (My Child)
LGBT bireylerin toplumdaki varoluşlarına dair belki de bugüne kadar Türkiye’de yapılmış en önemli proje olan “Benim Çocuğum”, Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nin “Pembesiz Mavisiz” bölümünde Ankaralı izleyicilerle buluştu. Alman Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen gösterime oldukça yoğun ilgi vardı. Anne ve babalarının gözünden lezbiyen, gey, biseksül ve trans bireylerin hikâyelerinin konu edildiği belgesel, izleyiciyi hem ağlattı hem de güldürdü. İnkâr, çaresizlik, korku, utanma, kabullenme ve yeniden doğma deneyimlerinin, ebeveynlerin dilinden anlatıldığı “Benim Çocuğum” mutlaka izlenmesi ve homofobinin yaygın olarak var olduğu Türkiye toplumunda iyice anlaşılması gereken bir proje. Anne-babaların en içten sözleriyle yaşadıklarını dile getirdikleri belgesel, herkes için eşit yaşam hakkına bir saygı duruşu niteliğinde.

mychild

guzintekes@gmail.com