10 Numara 5 Yıldız 465 Seyirci

Aysim Türkmen, hazırlık ve yapım serüveni yaklaşık beş yıl süren ilk sinema filmi Çekmeköy Underground ile harbi bir nefes peşinde. Kıyak senaryosu, kral kadrosu, aynalar-yansımalar-ışıklar arasında paslaşan janjanlı biçimi bir yana Türkiye sinemasının temposuzluktan kıvrandığı bir dönemde önümüze serdiği ritim duygusu ayrıca fiyakalı. Film, 13 Mart Cuma gösterime girdi. Hafta sonu seyirci rakamı yazıyla iki yüz elli üç, rakamla 253. Yok, yanlış okumuyorsunuz. 253’e Başka Sinema – Başka Çarşamba gösterimi eklenince 465 ediyor. Bizde ülke olarak anormal durumlar var. Her şey harap! Düzen bu falan… Onları zati biliyoruz, ediyoruz da yine de fena adaletsiz bir tablo değil mi bu? İsyan!

 

-Ne oldu, bir şey mi oldu?
-Bir şey olduğu yok abi. Sıkıntı bu. Anladın? Bir şey olmuyor.

 

Ne idüğü belirsiz telli, kameralı, güvenlik takıntılı yüksek binaların gölgesinde kaybolmanın eşiğine gelen mahalleler… O mahallelerde varlığını ilan etmek derdindekiler… Çok şekil yeniyetmeler, hepsi iyi çocuklar. Her güne inşaat sesleriyle uyanıyorlar. Hayaller: Bir müzik yarışmasını kazanmak, buralardan gitmek, üniversiteye girmek. Gerçekler:  Cep telefonunda kalan videolar, buralar, yerle bir olacak hatıralar. Duvarlara yazılmış bin bir çeşit isyan… Acıdır ki o duvarlar da yıkılacak.

 

-Halimizi hatırımızı soran yok.
-Nasılsın?
-İyiyim sağ ol, sen nasılsın?

 

Sert ve soğuk bir film değil Çekmeköy Underground. Öyle olmak gibi bir amacı yok. Ne La Zona gibi kocaman duvarlarla çevrili ruhsuz sitelerin içinde dönen ölümcül dolapları anlatmak peşinde ne de La Haine gibi şiddetin damarından ses etmek niyetinde. Aysim Türkmen, belgeselci köklerinden aldığı desteği sinematografisine giydirirken, kurmaca akışta özgün bir dil yakalıyor ya, gerisi hikaye.  Yönetmenimiz, gözetleme manyağı beton sitelerin kendileri birer tehditken, mahalleliyi hayatları için tehdit unsuru olarak görme gafletlerini fona alıyor. Manzaranın iki yakasından karakterler mevzu bahis. Ama burada güvenlikli yakayı temsil eden karakterlerin başka bir ülkenin ötekisi, Almancılar olması tesadüf değil. Türkmen, kendisini karakter kesitleri sunmakla sınırlamıyor. Onları (ve dolayısıyla seyirciyi) umudu tükenmeyenlere umut olacak, bir yandan da yakın geleceğe dair karanlık cümleler etmekten çekinmeyen bir finale götürüyor. Şimdi anlamak istiyorum. Vitesi boşa takınca nerede duracağın belli olmaz, o tamam da bu filmi neden yalnızca 465 kişi izliyor?

 

-Oğlum mesele keşke sadece para olsa… Anlayamadığımız işler dönüyor.

 

2014’ün en çok izlenen 100 filmi listesine baktığımızda şunu görüyoruz: 24 film UIP’ye, 21 film Warner Brothers’a, 13 film Tiglon’a, 12 film Pinema’ya, 9 film ise 20th Century Fox’un sinema dağıtımında yeni Türkiye temsilcisi olan The Moments Entertainment (TME)’a ait. Bağımsız sinema cephesinden M3 Film 3 filmde kalıyor. M3’ün en çok gişe yapan filmi İtirazım Var yılı 72. sırada kapatıyor. Siz anlayın gerisini… Tamam, devam edelim. İleri alalım. Bu yıla gelelim. Adı taze geçmişken TME’nin dağıttığı Türk filmleri arasında Ali Kundilli, Seni Seviyorum Adamım ve Çılgın Dersane: Ada’nın olduğunu belirtmeden geçmeyelim. 2015’in ilk üç ayında en çok izlenen yerli filmler listesinde bu kez Mars Dağıtım’ın şanlı TÜRK yapımları fink atarken M3’ün adı… ha bir dakika örnek mi istediniz? Hay hay! Aşk Sana Benzer, Yapışık Kardeşler, Kod Adı: K.O.Z… Neyse yeter, sonu yok çünkü. Ne diyorduk, evet, M3’ün adı bizi ilkin Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’da selamlayabiliyor, 77. sırada, 3726 seyirci rakamıyla… Zati bağımsız sinemacılara kol kanat geren M3, 1500-2500-3500 seyirci klasmanında uzmanlaşmış durumda. Peki.  Sinemaya gitmeyen bir millet değiliz, rakamlardan apaçık belli. Derdimiz tam olarak ne? Alternatif ya da küçük ya da azıcık farklı duran, mesele ve kimlik sahibi yapımları merak etmek, izlemek fıtratımızda mı yok? Şüphesiz kimimizin yok. O ayrı bir yazı konusu. Mesele salonlar. Bundan sonra SALON demeden önce bir durup titreyeceğiz, dostlar. Yalnızca 13-15 Mart hafta sonu rakamları üzerinden gitsek yeterli olacaktır, titremek adına. Gönül kahramanlarının eğitim yuvaları açmak için ne çileler çektiğini anlatan Selam: Bahara Yolculuk (Mars) 432 (titre!) SALON’da yarım milyona yakın insan çekti. Mandıra Filozofu: İstanbul (Cinefilm) 266 (titre!) SALON, Çarşı Pazar (Pinema) 248 (titre!) SALON, 8 Saniye (WB) 263 (titre!) SALON. Var mı arttıran? Çok salonda oynayan çok gişe yapmıyor. Gayet farkındalar ve arttırıyorlar. Madem bu haftadan gidiyoruz en bariz örneğimizi aynı listeden verelim. Bana Adını Sor (Mars) 194 (titre!) SALON’a ambargo koyduysa da yalnızca 40 bin küsur seyirci bu filmi gördü. Evine yakın yerlerde film izlemek isteyen sinemaseverin pek seçeneği yok. Bunlardan birine gidecek. İyi de bir dakika, ben Çekmeköy Underground’ı görmek istiyorum. Görme. Neden? Çünkü Yeni Türkiye’de yalnızca 11 salonda oynuyor.  M3’ün dağıttığı filmlerin 13-15 Mart haftasında en yüksek salona sahip olanı Çekmeköy Underground. 11 salonla, evet. Diyeceğim o ki; zaten aldılar bizden, hep bizden aldılar. Bilenler mevzuyu anlar.     

 

Ceylan Özçelik

 

*Seyirci rakamları boxofficeturkiye.com dan alınmıştır.